Öne Çıkan Yayın

4 Ocak 2016 Pazartesi

Umberto Eco "Gülün Adı"

“Başlangıçta söz vardı ve söz tanrı katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.” (özdeyişten)

Gerçek sizi özgür kılacak.

Irmağın kıyısına oturup bekle, çok geçmeden düşmanının cesedi önünden geçer. (Hint atasözü)

Genius is twenty per cent inspiration and eighty per cent perspiration.
Deha %20 esin, %80 alın teridir.

Çobanların gerçek düşmanlarıyla savaşmadıklarının doğru olup olmadığını sordum. İnsanın gerçek düşmanları çok güçlü olursa daha güçsüz düşmanlar seçmek gerektiği yanıtını verdi. (s.223)

Akımlar başka akımlara kapılmış, bütün akımların aynı başkaldırı ve aynı umut dürtüsünden kaynaklandığına inanan saf insanlarla gelişir, sonra birinin yanlışlarını ötekine yükleyen bir sorgucular tarafından yok edilirler. (s.231)

“Gülme bedenimizin güçsüzlüğüdür; yozlaşması, yavanlığıdır. Köylünün eğlencesi sarhoşun özgürlüğüdür. Eşekler ve domuzlara yaraşır cümbüşlerin sürüsüdür. Gülme basit insanların savunması, halk için kutsal olmayan bir gizem olarak kalır.” (s.534)

İhtiyar keşiş Jorge, gülmeyi lanetlerken gerekçesi budur. Çünkü “gülmek bir köylüyü korkudan kurtarır. Ama yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir.” Gülme bir korkuyu yok etme sanatı haline gelirse, “biz günahkar yaratıklar tanrısal bağışların en sağgörülüsü ve seveceni olan” bu korku duygusundan kurtulursak neler olur dünyamızda? Yasa nasıl hükmünü sürdürür? Jorge Katolik kilisesinin en büyük düşmanı olarak sapkınları ve asileri değil gülme işini bir felsefe olarak ele alan Aristonun ikinci kitabını görmektedir. Jorge’nin korkusunu ve gülme aleyhtarlığını anlamak mümkün, ama paylaşmak güç. Zira, “Gülme bizi özgürlüğe götüren yollardan biri. Gülebilmek, boş inançlarımızın saçmalığını kavrayabildiğimizi gösterir.” 

Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz gelen hiçbir şey yoktur; ne insan, ne şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi her şeyden daha çok isler ruha. Yüreği böylesine kaplayan, bağlayan hiçbir şey yoktur. Bu nedenle onu yöneten silahlar olmayınca, ruh, derin bir uçuruma atılırcasına sevgiye atılır…. Çünkü ruhun duyduğu sevgi bile, önceden silahlanmazsa, sıcaklıkla duyumsanırsa, sonunda yüceliğini yitirebilir, ya da karmaşık bir duruma gelebilir. Ah, sevginin birçok özelliği vardır: Ruh önce yumuşar, sonra hasta düşer… ama sonra tanrısal sevginin sıcaklığını duyar; o zaman ağlar, inler, eriyip kireç olması için ocağa atılan taşa döner; çatırdar, alevler dalar onu….
“Peki iyi sevgi bu mudur?
Evet, sonunda bu, iyi sevgidir. Ama ne zordur. Onu ötekinden ayırmak ne zordur... (s. 266)

Sevginin nedeninin iyilik olduğunu ve iyi olan şeyin bilgiyle tanımlanabileceğini ve insanın ancak iyi olduğunu öğrendiği şeyi sevebileceğini biliyorum şimdi… (s. 322)

"İnsan bir kez üstüne çıktıktan sonra merdiveni hemen atmalı" demiş Alman bir gezgin. Zihnimizin tasarladığı düzen tıpkı bir merdiven gibidir; bir şey elde etmek için yapılır. Ama sonra merdiveni bir yana atmak gerekir; çünkü onun yararlı olsa bile anlamsız olduğunu anlarsın... Yararlı olan gerçekler, kaldırılıp atılması gereken araçlardır.

Adıyla var bir zamanlar gül olan, salt adlar kalır elimizde. (s.564 – son cümle)