“Başlangıçta söz vardı ve söz tanrı
katındaydı ve Söz Tanrı’ydı.” (özdeyişten)
Gerçek sizi özgür kılacak.
Irmağın kıyısına oturup bekle, çok geçmeden düşmanının cesedi önünden geçer. (Hint atasözü)
Irmağın kıyısına oturup bekle, çok geçmeden düşmanının cesedi önünden geçer. (Hint atasözü)
Genius is
twenty per cent inspiration and eighty per cent perspiration.
Deha %20 esin, %80 alın teridir.
Çobanların gerçek düşmanlarıyla savaşmadıklarının doğru olup olmadığını sordum. İnsanın gerçek düşmanları çok güçlü olursa daha güçsüz düşmanlar seçmek gerektiği yanıtını verdi. (s.223)
Çobanların gerçek düşmanlarıyla savaşmadıklarının doğru olup olmadığını sordum. İnsanın gerçek düşmanları çok güçlü olursa daha güçsüz düşmanlar seçmek gerektiği yanıtını verdi. (s.223)
Akımlar başka akımlara kapılmış, bütün
akımların aynı başkaldırı ve aynı umut dürtüsünden kaynaklandığına inanan saf
insanlarla gelişir, sonra birinin yanlışlarını ötekine yükleyen bir sorgucular
tarafından yok edilirler. (s.231)
“Gülme bedenimizin güçsüzlüğüdür;
yozlaşması, yavanlığıdır. Köylünün eğlencesi sarhoşun özgürlüğüdür. Eşekler ve
domuzlara yaraşır cümbüşlerin sürüsüdür. Gülme basit insanların savunması, halk
için kutsal olmayan bir gizem olarak kalır.” (s.534)
İhtiyar keşiş Jorge, gülmeyi
lanetlerken gerekçesi budur. Çünkü “gülmek bir köylüyü korkudan kurtarır. Ama
yasa korku aracılığıyla kendini kabul ettirir.” Gülme bir korkuyu yok etme
sanatı haline gelirse, “biz günahkar yaratıklar tanrısal bağışların en
sağgörülüsü ve seveceni olan” bu korku duygusundan kurtulursak neler olur
dünyamızda? Yasa nasıl hükmünü sürdürür? Jorge Katolik kilisesinin en büyük
düşmanı olarak sapkınları ve asileri değil gülme işini bir felsefe olarak ele
alan Aristonun ikinci kitabını görmektedir. Jorge’nin korkusunu ve gülme
aleyhtarlığını anlamak mümkün, ama paylaşmak güç. Zira, “Gülme bizi özgürlüğe
götüren yollardan biri. Gülebilmek, boş inançlarımızın saçmalığını
kavrayabildiğimizi gösterir.”
Sevgi nedir? Dünyada bana sevgi kadar anlaşılmaz
gelen hiçbir şey yoktur; ne insan, ne şeytan ne de başka bir şey, çünkü sevgi
her şeyden daha çok isler ruha. Yüreği böylesine kaplayan, bağlayan hiçbir şey
yoktur. Bu nedenle onu yöneten silahlar olmayınca, ruh, derin bir uçuruma atılırcasına
sevgiye atılır…. Çünkü ruhun duyduğu sevgi bile, önceden silahlanmazsa,
sıcaklıkla duyumsanırsa, sonunda yüceliğini yitirebilir, ya da karmaşık bir duruma
gelebilir. Ah, sevginin birçok özelliği vardır: Ruh önce yumuşar, sonra hasta
düşer… ama sonra tanrısal sevginin sıcaklığını duyar; o zaman ağlar, inler,
eriyip kireç olması için ocağa atılan taşa döner; çatırdar, alevler dalar onu….
“Peki iyi sevgi bu mudur?
Evet, sonunda bu, iyi sevgidir. Ama ne
zordur. Onu ötekinden ayırmak ne zordur... (s. 266)
Sevginin nedeninin iyilik olduğunu ve
iyi olan şeyin bilgiyle tanımlanabileceğini ve insanın ancak iyi olduğunu
öğrendiği şeyi sevebileceğini biliyorum şimdi… (s. 322)
"İnsan bir kez üstüne çıktıktan sonra merdiveni hemen atmalı" demiş Alman bir gezgin. Zihnimizin tasarladığı düzen tıpkı bir merdiven gibidir; bir şey elde etmek için yapılır. Ama sonra merdiveni bir yana atmak gerekir; çünkü onun yararlı olsa bile anlamsız olduğunu anlarsın... Yararlı olan gerçekler, kaldırılıp atılması gereken araçlardır.
"İnsan bir kez üstüne çıktıktan sonra merdiveni hemen atmalı" demiş Alman bir gezgin. Zihnimizin tasarladığı düzen tıpkı bir merdiven gibidir; bir şey elde etmek için yapılır. Ama sonra merdiveni bir yana atmak gerekir; çünkü onun yararlı olsa bile anlamsız olduğunu anlarsın... Yararlı olan gerçekler, kaldırılıp atılması gereken araçlardır.
Adıyla var bir zamanlar gül olan, salt
adlar kalır elimizde. (s.564 – son cümle)