Öne Çıkan Yayın

7 Kasım 2015 Cumartesi

Saraydan kahveye… Osmanlıda dudak muhabbeti

Osmanlı döneminde şarkılardaki cinsellik, edebiyatta olduğu gibi çeşitli şekillerde belirir.
Şairin olduğu gibi, bestecinin de bir türlü söz geçiremediği, kendisini acılar içerisinde bırakan zalim bir sevgilisi vardır. Nedense "gece beraber olma" isteği bir türlü gerçekleşmemiş, erkeğin eli hep boş kalmıştır. Bu talihsizlik, sarayında besteler yapan padişahından, İstanbul'un kenar mahalle kahvelerindeki müzisyenine kadar hep aynıdır. Örneğin Üçüncü Selim,

"Zîver-i sine edip ruh-ı revanim diyerek
Emsem ol gönce lebin lâlini canım diyerek
Subha dek arz-ı niyaz ettim o fettâne bu Şeb
Sevdiğim, dilber-i mümtâz-ı cihanım diyerek",

sözleriyle başlayan Pesendide bestesinde "Yürüyen ruhum diyerek göğsümün süsü etsem ve gonca kırmızısı dudaklarını emsem. Bu gece sabaha kadar o gönül alıcı, fenalıklar yapan sevgiliye "Sevdiğim, dünyanın en seçkin dilberi" diye istediğimi söyledim" diye seslenir.
Padişahın en yakınlarından olan besteci Sadullah Ağa'nun sıkıntısı da hükümdarıyla aynıdır... Ağa, sevgilisinin dudaklarını emmek isteyip hiçbir şey elde edememesini, Hicaz Yürük Semai'sinde anlatır:

"N'ideyim sahn-ı çemen seyrini cananım yok
Bir yanımda salınır serv-i hırâmanım yok
Emdirir gerçi lebin vaslına canlar verene
Leb-i can-bahşını emsem demeye canım yok"

(Gönül verdiğim, bir yanımda salınıp yürüyen, serviye benzer sevgilim yok... Yeşilliklerle dolu bahçeleri seyredip de ne yapayım? Gerçi beraber olma uğruna canını verecek olanlara dudağını emdirir ama "şu canlar bağışlayan dudağını emeyim" demeye mecalim yok...).

Bu "dudak emme" merakı, klasik müziğimizin gelenekselleşmiş temalarındandır. Kime ait olduğu bilinmeyen eski bir Hüzzam bestede, "Peri yüzlü sevgiliyi ele geçirip, hiç bitmeyecekmişçesine içer gibi dudağının emilişi terennüm edilir:

"Dem-i vasim düşürüp ayş-ı demademcesine
Lebin emdim o peri çehrenin ademcesine"

Dudak emme merakı sadece Türk bestecilerde değil, Osmanlı müziği yapan Rum ve Ermenilerde de vardır.
Mesela, Zaharya... "Mir Cemil" olarak da bilinen Zaharya (ölümü: 18. yüzyılık ilk yarısı), Rumdur. İstanbul'daki Ortodoks kiliselerinde ve Patrikhane'de ilahicilik yapmış, kilise için ilahiler bestelemiş, bu arada Türk Müziği'ne de 20'ye yakın eser vermiştir.
Ortodoks kilise müziğinin günlük hayatı konu alan eserlere izin vermemesinden olacak, Zaharya, "dünyevî" arzularını alaturka makamlardan yaptığı bestelerinde ortaya koyar. Kilise çevresinin bunu nasıl karşıladığı bilinmez ama, Buselik Aşiran Beste'sinde, sevgilisinin dudağını "ememediğinden" dolayı neler çektiğini yana-yakıla anlatır:

"Lâlin emdir, hikmetin sorma, dil-i şeyda bilir
Çektiği cevr-i cefây-ı aşkı bir mevlâ bilir
Gamzen inkâr eylesin davama şahittir müjen
Ey keman-ebru bize ettiklerin dünya bilir"

(Dudaklarını emdir, sebebini sorma... Onu, aklını kaybetmiş bir halde olan gönül bilir, aşktan çektiği zulmü ve cefayı bilen de sadece Allah'tır. Ey keman kaşlı sevgili!... Gamzen istediği kadar inkâr etsin ama, davama kirpiklerin tanık. Bize yaptıklarını dünya biliyor...)
Kaynak: Murat BARDAKÇI, Sarayda gece dersleri