“Belki de ilkgençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı deniyorum: Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye kalıcı bir şey bırakmak istiyorum, etkisini onyıllarca yitirmeyecek bir eser.” Stefan Zweig’in, New York’a bir tren yolculuğu sırasında dostu Romain Rolland’a yazdığı satırlar bunlar... Sürgün hayatının son döneminde Zweig’la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri’ne, oradan da Brezilya’ya giden bu büyük eser, ilk kez 1946’da Stockholm’de yayımlandı. Balzac, ustanın başka bir ustaya saygı duruşudur.
Altını çizdiklerim:
Bitmez tükenmez hayal gücünün sayesinde dünyevi olanın yanına tamamen kendine özgü ikinci bir evren daha yerleştirme gücünde olan Balzac... (Sayfa 25)
Yaklaşık otuz yaşlarındayken Balzac bir gün dünyaya, adının Honoré Balzac değil, Honoré “de” Balzac olduğunu ilan eder. (Sayfa 25)
Ah bir bilseydiniz annemin ne tür bir kadın olduğunu: hem bir gaddar hem de gaddarlığın ta kendisi. Zavallı Laurence’ı ve büyükannemi öldürdükten sonra, şimdi de kız kardeşimi toprağa göndermeye kararlı. Birçok nedenden ötürü benden nefret ediyor. Doğmadan önce bile benden nefret ediyordu.
(Sayfa 33)
Onun delirdiğini sanıp otuz üç yıldır arkadaşı olan bir doktora danıştık. Doktor bize şöyle dedi: “Hayır, deli değil. Sadece kötü biri.” (Sayfa 33)
Odasındaki kitaplar, sokaklardaki insanlar ve her şeye nüfuz edebilen bir göz, düşünceler ve olaylar; bir dünya kurabilmek için bunlar yeterlidir; çalışmaya başladığı andan itibaren Balzac için, kendi yarattıklarından daha gerçek bir şey yoktur. (Sayfa 55)
Artık her şey hazırdır. Sadece tek bir eksik vardır, göz ardı edilemeyecek ufak bir ayrıntı kalmıştır geriye; geleceğin yazarının ne yazacağı konusunda henüz en ufak bir fikri bile yoktur.
(Sayfa 56)
Aklımı kaybedeceğime inandığım âna kadar araştırmak ve üslubumu biçimlendirmekten başka hiçbir şey yapmadım,
(Sayfa 57)
Daha sonraları hayatının tüm yoğun çalışma dönemlerinde sarsılmaz bir kural haline getireceği gibi, kendini ilk kez bir münzevi, hatta bir keşiş hayatına mahkûm eder. Gece gündüz çalışma masasında oturur, haftanın yarısını çoğunlukla tavan arasındaki odasından çıkmadan geçirir, çıksa bile, yorgun düşmüş sinirlerinin zorlamalarına karşı koyamadığı için kendine ekmek, biraz meyve ve taze kahve almaya çıkar yalnızca.
(Sayfa 58)
Bir işe girersem, kaybolup giderim. Bir kâtip, bir makine olurum o zaman, daire çizerek 30 ya da 40 tur atan, belirlenmiş saatlerde yiyip içen ve uyuyan bir sirk atı, sıradan bir insan olurum.
(Sayfa 66)
O dönemde neler kolayca başarı kazanabilmektedir? Söz dinlemez delikanlı etrafına şöyle bir baktıktan sonra yanıtı hemen bulur: roman.
(Sayfa 68)
önemlisi, o dönemden geriye kalan o akıcılık, o uçuculuk ve çabukluğun üslubuna damgasını vurmuş olmasıdır. Çünkü dil, dile karşı umursamaz tavırlar takınıp onu satılık bir kadın gibi kullanan, büyük bir sabırla ona kur yapmayan sanatçılardan acımasızca intikam alır.
(Sayfa 79)
Şerefim ve onurum üzerine yemin ederim: Eskiden, güç ya da edebiyat dünyasında ün kazanmak genç, çekici ve zarif bir bayanın ilgisini çekmekten daha kolay gelirdi ...
(Sayfa 87)
Dilecta’yla,12 “seçtiği biricik kadın”la 1822’den 1833’e, yani Madam de Berny elli beş yaşına gelinceye değin geçen tam on yıl boyunca yaşadığı bu amitié amoureuse (aşk arkadaşlığı) on yıl sonra salt bir amitié’ye, arkadaşlığa doğru giderken, Balzac’ın bağlılığı...
(Sayfa 98)
Madam de Berny ile karşılaşması, Balzac’ın yaşamını ortaya koyacak türden kesin bir sonuç olmuştur.
(Sayfa 99)
bundan böyle bütün kadınlarda, bu ilk ilişkisinde yaşadığı gibi koruyucu, yumuşak tavırlarla yönlendiren özverili anne figürünü, bu yorulmak bilmez adamdan zaman ayırmasını beklemek yerine, çalışmalarının ardından onu rahatlatacak zamana ve güce sahip bir kadını arayacaktır.
(Sayfa 99)
Balzac, “genç kızlardan hiç hoşlanmadığını” etkileyici bir biçimde ifade de etmiştir; çünkü genç kızlar çok fazla şey istemekte ve pek az şey vermektedir.
(Sayfa 99)
Farkında olmadan bütün ilişkilerinde, yaşadığı bu ilk aşkta bulduğu, kendisi için anne ve kız kardeş, arkadaş ve öğretmen, sevgili ve eş, yani aynı anda her şey olan, bütün sevgileri içinde barındıran aşkı arayacaktır.
(Sayfa 100)
Yaşamının bu ilk hatası, onu sonsuza kadar borçlu kalmaya mahkûm edecek ve çocukluk hayali olan özgürce yaratabilme ve bağımsız olma isteği hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.
(Sayfa 118)
İnsanın içindeki o korkunç bayağılığı, o iğrenç çirkinliği, o saklı şiddeti görmüştür ve bunları tasvir etme, gösterme gücüne sahiptir. Genç idealistin hayal gücüne, bir realistin net bakışı, aldatılmış birinin kuşkuculuğu da eklenmiştir. Hiçbir güç ona etki edemeyecek, hiçbir romantik süsleme onu aldatamayacaktır artık; çünkü Balzac, sosyal mekanizmanın derinliklerine kadar inmiş, borçluları yakalayan ağları ve alacaklılardan kaçılabilen boşlukları çok iyi öğrenmiştir. Paranın nasıl kazanılabileceğini ve nasıl kaybedilebileceğini, süreçlerin nasıl işlediğini ve nasıl kariyer yapılabileceğini, paranın nasıl harcanıp nasıl biriktirilebileceğini, insanın başkalarını ve kendisini nasıl aldatabileceğini bilmektedir.
(Sayfa 119)
Özellikle de en büyük başyapıtları Sönmüş Hayaller, Tılsımlı Deri, Louis Lambert, César Birotteau, burjuvaziyi, borsayı ve ticareti anlatan bu önemli destanlar, Balzac ticaretle uğraştığı yıllarda bu hayal kırıklıklarını yaşamamış olsaydı yazılamazdı.
(Sayfa 119)
Balzac ve Napoléon Onun kılıcıyla başlattığını, ben kalemimle tamamlayacağım.
(Sayfa 120)
bu köşkte Balzac tam dokuz yıl boyunca kalacak, hepi topu dört beş odası olan bu köşkü yüzlerce, binlerce hayalî kişilikle dolduracaktır.
(Sayfa 122)
İnsanın borcu olmamasının ya da az borcu olmasının tasarruflu olmaya, dev borçların ise har vurup harman savurmaya neden olduğu tezini defalarca savunacaklardır.
(Sayfa 125)
Verdiği amansız savaşta kendi gücünü ilk kez hissetmiştir ve aynı zamanda da önemli başarılar kazanabilmek için hangi önkoşulun yerine getirilmesi gerektiğini öğrenmiştir: iradesini kararlılıkla tek bir hedefte ve istikamette yoğunlaştırmak; çünkü insanın iradesi ancak istikrarlı olur ve farklı heveslerle parçalanmazsa mucizeler yaratabilir.
(Sayfa 126)
Gerçek ve gerçekçilik olmadan sanat olmaz ve figürler çevre, toprak, köy, ortam ve kendi dönemlerinin atmosferiyle doğrudan bağıntılı olmadığı zaman gerçekçi bir etki yaratamazlar.
(Sayfa 128)
Saplantılı bir şekilde yalnızca tek bir şey üzerinde –ki yaşamı boyunca tüm başarılarının önkoşulu olacaktır bu–, çalışmaları üzerinde yoğunlaşarak geçirir.
(Sayfa 130)
Hayatta başkalarının ne yanıt vereceğine aldırış etmeyen, hayallerinin ve palavralarının önünde hiçbir engel tanımayan ve başkalarının konuşmasına fırsat vermeyen biridir Balzac, dolayısıyla meslektaşlarıyla bire bir ya da mektuplaşarak arkadaşlık kurmak ona pek uygun değildir; içi onun kadar yoğun duygularla dolu olan biri, arkadaşlığın getireceği heyecanlara ihtiyaç duymak bir yana, tam aksine rahatlamaya ihtiyaç duyar.
(Sayfa 150)
Her kadında Helena’yı bulabilen bir hayalperest olan, cinsel açıdan böylesine büyük bir telaş içinde olduğu için seçici davranamayan Balzac’a bile, kendisi otuzundayken sevgilisinin elli iki yaşında olması garip gelmeye başlar.
(Sayfa 151)
otuz yaşına geldiğinde artık kendini geliştirme dönemi sona ermiştir. Artık heyecanlara, görüşlere, okumalara, bilgiye, insanlara ihtiyacı kalmamıştır, içindeki her şey hazır durumdadır. Ruhunu ve dehasını, sıcaklık ve yoğunluğunu aktarabileceği tek yer eserleridir artık. “Büyük bir ağaç çevresini saran toprağı kurutur,” diyecektir. Çiçek açmak ve meyve verebilmek için çevresindeki tüm enerjiyi kendine çekecektir.
(Sayfa 163)
Bir insan ne kadar çok şeye sahipse, ona daha da fazlası verilir ve sadece görüntünün kabul gördüğü bir dünyada çok şey alabilmek için çok şeye sahipmiş gibi bir görüntü yaratmak gereklidir.
(Sayfa 166)
damlıyorsa yakalıklar ne işe yarar? Bir uşak üzerindeki üniformayı nasıl taşıyorsa, Balzac da zarafetini öyle taşır. Beğenisi incelikten uzak, fazla süslü püslüdür. Pahalı olan onun üzerinde ucuz, lüks olansa kışkırtıcı görünür
(Sayfa 168)
Cesaretim olsaydı, sana şunları söylemek isterdim: Sıra dışı zekânı kibrin yüzünden niçin böyle anlamsızca harcıyorsun? Vazgeç şu kibar yaşamdan... Ancak Balzac’ın erken gelen şöhretin ilk sarhoşluğundan ayılıp iki alanda birden değil sadece tek bir alanda usta olunabileceği yolundaki kendi yasasının doğruluğunu fark edebilmesi zaman alacak ve yaşamının asıl anlamının geçici ve unutkan bir dünyada gösteriş yapmak olmadığını, aksine bu dünyayı tüm iniş ve çıkışlarıyla tasvir edip biçimlendirerek ölümsüz kılmak olduğunu anlayabilmesi için, Balzac’ın başından birkaç acı tecrübe daha geçmesi gerekecektir. Balzac’ın o yıllardan kalma eğlenceli, kötücül, tepeden bakan, esprili ve zehirli, hepsi de Paris sosyetesi ile gazetecilerin dar ve körleşmiş odaklarından görünen sayısız tasviri vardır: elindeki bastonunun paha biçilmez topuzuyla, işlemeli altın düğmeli olan mavi giysisi içinde Balzac; Balzac en pantoufles19 (Balzac Yuvasında); Balzac seyisi ve uşağıyla birlikte atlı arabasının içinde; kahramanlarına doğru isimler bulabilmek için tüm dükkân tabelalarını okuyarak dolaşan boş gezenin boş kalfası Balzac; yedi franka bir Rembrandt ve on iki kuruşa Benvenuto Cellini’nin bir çanağını bulabilmek için bütün antikacıların altını üstüne getiren koleksiyoncu Balzac; yayıncıların korkulu rüyası Balzac; müsveddelerin her sayfası için saatlerce uğraşmak zorunda kalan dizgicilerin şeytanı Balzac; yaratıcılığının tek önkoşulu olarak namuslu olmayı vazeden, ama gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren yalancı, palavracı, aldatan erkek Balzac; bir oturuşta yüz midye, ardından bir biftek ve tavuğu mideye indiren pisboğaz Balzac; maden ocaklarından,
(Sayfa 170)
Yaşadığı asıl hayat günlük dünyada değil, kendi yarattığı dünyadadır; gerçek Balzac’ı çalıştığı zindanın dört duvarından başka hiç kimse tanımamış, gözlemlememiş, dinlememiştir. Gerçek yaşamöyküsünü çağdaşlarından hiçbirisi yazamamış, onun yerine bunu eserleri yapmıştır.
(Sayfa 172)
Balzac masaya, tıpkı bir “simyacının altınını döküm potasına atması gibi, benim de hayatımı oraya attığım” dediği bu masaya oturur.
(Sayfa 175)
Tütün bedene zarar verir, akla saldırır ve bütün ulusları aptallaştırır.
(Sayfa 178)
Balzac bir şairin yazabileceği en güzel methiyeyi kahveye ithaf etmiştir. Kahve mideye iner ve ondan sonra her şey harekete geçer: Düşünceler, tıpkı savaş meydanındaki büyük bir ordunun taburları gibi birbiri ardı sıra gelir; savaş başlar. Hatıralar, savaş düzeni alan askerlerin önünde ilerleyen bir bayraktar gibi koşar adım saldırıya geçerler. Hafif süvariler görkemli bir şekilde dörtnala kalkar. Mantığın topçuları nakliye birlikleri ve fişek kovanlarıyla gümbürder. En zekice buluşlar çarpışmaya tirailleur (keskin nişancılar) olarak katılır. Karakterler kostümlerini kuşanır, kâğıt mürekkeple kaplanır, muharebe başlar ve savaşın yapıldığı meydan nasıl kapkara barut dumanının altında kalırsa, bu muharebe de kara dalgaların akınıyla son bulur.
(Sayfa 178)
Mola sona erer. “Bir işi yaparken diğerinin yorgunluğunu atıyorum”; üretiminin insanı dehşete düşüren telaşı ve sürekliliği sırasında Balzac, ancak yaptığı işin türünü başka türde bir işle değiştirmekle güç kazanır.
(Sayfa 181)
Balzac bazı eserlerinin provalarını on beş on altı kez düzeltmiştir ve yirmi yıl içinde yetmiş beş romanını, bütün öykü ve taslaklarını bir kez yazmakla kalmadığı, aksine eserlerinin son şeklini alabilmesi için bu muazzam çabanın yedi katını, on katını harcadığı düşünülürse, Balzac’ın yeryüzünde başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak üretim gücü hakkında bir fikir edinilebilir.
(Sayfa 183)
Başka her şey için kolaycı, telaşlı ve paragöz görünen bu adam, eserinin kusursuzluğu ve sanatçı onuru söz konusu olduğunda, modern edebiyatın en titiz, en sert, en inatçı ve en enerjik savaşçısı kesilir.
(Sayfa 184)
Zihin ürünlerinin okunduğu kadar kolay tasarlanıp yaratıldığına inanan okurlar için de oldukça öğretici olurdu bu!
(Sayfa 185)
Çağdaşlarından hiçbiri, onun gerçek varlığını görememiştir; çünkü masallardaki hayaletlerin, kendilerine ait olmayan yeryüzünde, o da hepi topu bir saatliğine gölge halinde dolaşabilmeleri gibi, Balzac’a da sadece bir nefeslik özgürlükler nasip olmuş ve Balzac hep yeniden işinin zindanına dönmek zorunda kalmıştır.
(Sayfa 190)
Ancak mutluluğun böylesi, fazla uzun süremeyecek kadar mükemmeldir. Felaket, bulutsuz, açık bir gökyüzünden gelir.
(Sayfa 195)
Balzac ömrü boyunca en ilkel şekilde bile hurafelere sahip olacak kadar fazlasıyla halktan biri olmuş, hep bir köylünün oğlu olarak kalmıştır.
(Sayfa 211)
Kendi gücüyle tanışmış ve asıl yeteneğinin edebiyat olduğunu, Napoléon’un kılıcıyla yaptığını kendisinin kalemiyle yaparak dünyayı fethedebileceğini şaşkınlık içinde keşfetmiştir.
(Sayfa 217)
Balzac, eserine hâkim olacak yasayı artık bulmuştur: gerçekliği tasvir etmek, ancak az sayıda kişiyle yetineceğinden bunu daha da güçlü kılacak kılacak bir dinamizmle yapmak.
(Sayfa 221)
Yoğunluk her şeydir; onu içinde taşıyan ve onu ayırt etmesini bilense yazardır. Bu yıllarda Balzac büyük sırrı keşfetmiştir. Her şey konudur. Araştırmasını bildikten sonra gerçeklik, bitmez tükenmez bir madendir.
(Sayfa 222)
Balzac, çocukça hırslarının hâkimiyetindedir hâlâ, sahip olmadığı şeylerle insanları etkileme hevesindedir. Köylü delikanlı Balzac, aristokrat olarak değerlendirilmeyi, boğazına kadar borca batmış olsa da zengin bir adam gibi saygı görmeyi istemektedir. Balzac, Madam de Hanska’nın anlattıklarından Viyana sosyetesinin kendisini sabırsızlıkla beklediğini bilmektedir ve –Beethoven’a karşı tavırlarının gösterdiği gibi– dünyada hiçbir şeyin dalkavukluk yapmayan özgür ve güçlü bir deha kadar etkileyemediği aristokrat ve milyonerlerin karşısına onlardan biri olarak çıkmak gibi anlamsız ve uğursuz bir hırsa kapılmıştır.
(Sayfa 281)
yıllar sürecek bir ara verecektir.
(Sayfa 284)
boyunca doldurması gereken daha on, yirmi, otuz, kırk sayfa vardır! Kalemler, karga tüyünden (başka türünü istememektedir)
(Sayfa 176)
Guidoboni-Visconti kurtarır. Elli yaşında bile hâlâ tanıdıklarının ve arkadaşlarının on dit’sinden (dedikodu) korkan Madam de Hanska’ya oranla çok daha soğukkanlı davranarak âşığını Champs Elysées Bulvarı, 54 numaradaki evine alır ve Balzac orada en sıkıcı koşullarda nezaret altında tutulur. Sokağa çıkamaz, eve gelen misafirlere ve arkadaşlara görünemez ve dikkatle perdenin ardına saklanarak Paris’in ilkbaharına bir göz atabilir sadece. Ancak keşişler gibi bir hücrede yaşamak Balzac için ürkütücü değildir, özellikle de hemen yandaki kapı
(Sayfa 326)
İnsanların, en dâhi doğaların bile, gururlarını asıl yeteneklerine yatırmamaları, aksine çok daha ucuz ve kolay şeylerle gösteriş yapmayı, hayran olunmayı ve saygı görmeyi istemeleri hayatın kuralıdır. Koleksiyoncu Balzac bunun tipik bir örneğidir.
(Sayfa 418)
Paris’e taşınmaya karşı kuşkusuz büyük bir direnç göstermektedir. Tüm altın yaldızlı lüksüyle bu ev Balzac’a pürüz çıkartmaktan başka bir şey yapmaz.
(Sayfa 438)
artık söz sahibi olmadığını söyler;
(Sayfa 437)
kendisine bir arka odanın bile verilmeyeceğinden kesinlikle emindir. Son toz zerresinin temizlenmesiyle birlikte kendisi de bu saraydan silinip gidecektir;
(Sayfa 437)

Tercüme: Nazif Özaslan