Öne Çıkan Yayın
24 Aralık 2015 Perşembe
ABD Başkanı Obama’nın Afrika Birliği toplantısında yaptığı konuşma
13 Aralık 2015 Pazar
Seçme Beyitler
Dahi insanı bir iş başında
Gül bülbüle, bülbül güle, Yar olmadı gitti
Kimsesiz kaldım yetiş, kimsesizler kimsesi
Sen o zaman dostları, düşte görürsün
Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş. (Yavuz Sultan Selim)
Aç olan âlemde ekmek yok sanır.
Geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.(La edri)
7 Kasım 2015 Cumartesi
Saraydan kahveye… Osmanlıda dudak muhabbeti
11 Ekim 2015 Pazar
ABD'nin Kurucusu ve Başkanı George Washington 17 Eylül 1796 tarihinde siyasi hayattan çekilirken yaptığı veda konuşması
''Belirli bir millete sevdayla bağlanmaktan kaçınınız. Başka bir ülkeye nefret yahut sevgi duyguları beslemeyi adet edinen milletler köleleşirler. Kendi görev ve çıkarlarını unuturlar. Zira bir millet ortaklık hayaline kapılarak başka bir millete bağlandı mı, ikincisinin kavgalarına boşu boşuna karışır.
Üstelik ona imtiyazlar tanır. Bu ise kendisinin sömürülmesine yol açmakla kalmaz, başka ülkelerin düşmanlığını ve misillemelerini de üstüne çeker. Büyük ve güçlü bir ülkeyle öyle bir ilişki kuran küçük yahut zayıf bir millet, ötekisinin uydusu olmaktan kurtulamaz.
Yabancı entrikaların aleti durumundaki kişiler, güvenini ve alkışını kazandıkları halkı aldatarak, onun çıkarlarını başkalarına teslim etmesini sağlarken, bütün bunlara karşı çıkan gerçek yurtseverler şüpheli duruma düşürülüp lanetlenebilirler''
18 Haziran 2015 Perşembe
Süleyman Demirel'in Anlattığı Fıkraları
23 Şubat 2015 Pazartesi
Eşşeğin Direnci
12 Şubat 2015 Perşembe
Tezatname-Hayatın Çelişkisini Yakalayan Sözler
*Georg Hegel: Tarihten aldığımız ders, tarihten ders almadığımızdır.
*Simon Cameron: Dürüst politikacı, bir kere satın alınınca taraf değiştirmeyen politikacıdır.
*Doly Parton: Bu kadar ucuz görünmenin, ne kadar pahalıya mal olduğuna inanamazsınız.
*Mark Twain: Hiç bir zaman okulumun eğitimimi engellemesine izin vermedim.
*Kennedy: ABD, yerinde saymak için bile çok hızlı ilerlemelidir.
*Bacon: Bütün vaktinizi çalışmaya adamak tembelliktir.
*Zsa Zsa Gabor: Bir kız aşk için evlenmeli ve onu bulana kadar evlenmeye devam etmelidir.
*Shakespeare: En sahici şiir, uydurma olandır.
*Margaret Mead: Bir eşiniz daha olmadığını asla unutmayın. Tıpkı diğer herkes gibi.
*Woody Allen: Ölmekten korktuğumdan değil, sadece gerçekleştiğinde orada olmak istemiyorum.
*Alan Bennett: Çok sıkı bir şekilde denetlendiği sürece, özgür ifadeden yanayım.
*Niels Bohr: Kuantum fiziği kafanızı karıştırmadıysa onu tam olarak anlamamışsınız demektir.
*Bob Hope: Bankalar, paraya ihtiyacınız olmadığını kanıtladığınızda size borç veren kurumlardır.
*W. Somerset Maugham: Emin olduğum tek bir şey varsa, o da insanın emin olabileceği çok az şey olduğudur.
*Elisabeth Marbury: Arkadaşlarınız ne kadar zenginse, o kadar pahalıya patlar.
*Coco Chanel: Bir kadının çıplaklığa en yakın olduğu an, en şık olduğu andır.
*Napolyon Bonaparte: Aşkta zafer kazanan, kaçıp giden erkektir.
*Charles Bukowski: Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.
*Soren Kierkegaard: Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir.
*Lionel Strachey: İstediğin kadını elde etmenin cezası, onu elinde tutmak zorunda olmandır.
*Finley Peter Dunne: İyi kocalar bekar kalır, evlenemeyecek kadar düşüncelidirler.
*Molly Mcgee: Bir erkek hiç neden yokken karısına çiçek getirmişse, bir nedeni vardır elbet.
* Aşk karşısında hiçbir şey güçlü değildir, güçsüzlükten başka.
Ölüm ırmağının giriş yerleri çok ama çıkışı yoktur...
Birisi sana; "Günes nasıldır?" diye sorarsa, ona yüzünü göster de; "Tıpkı böyledir!" de! [Mevlana'dan]
Çocuklarımız gerektiği şekilde eğitim almazlarsa...
9 Şubat 2015 Pazartesi
Milliyetçiliği Kim İcat Etti?
18 Ocak 2015 Pazar
ZİYA PAŞA'NIN GÜNÜMÜZE IŞIK TUTAN UNUTULMAZ BEYİTLERİ
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir
(Nasihat ile uslanmayanı tekdir etmeli -azarlamalı- , tekdir ile
uslanmayanın hakkı kötektir -dayaktır-)
Baba ile oğul, ağabey ile kardeş, usta ile çırak, öğretmen ile öğrenci
ilişkilerinde sıkça görülen öğüt – azarlama – dayak üçlemesini muazzam bir
biçimde ifade eden; öğretmenlerin çoğunun bildiği, yeri geldikçe öğrencilerine
okuduğu bu beyti işitmeyen yoktur sanırım.
Ülkemizde neredeyse herkesin bildiği bu beyit Tanzimat edebiyatının büyük
şairlerinden Ziya Paşa (1825-1880) aittir. Ziya Paşa birer özdeyiş hâline
gelmiş beyitleriyle meşhurdur. Ayrıca halkımızın ortak edebî ürünü olan bazı
atasözlerini kendisine has üslûbuyla şiirlerinde işlemiş ve unutulmaz beyitler
oluşturmuştur.
Ziya Paşanın şiirlerinde lirizm yoktur. Aşk, ölüm, ayrılık, sevgilinin
güzelliği gibi temalardan uzak kalmıştır. O daha çok eskilerin “hikemî”
dedikleri felsefî, dinî, metafizik meseleler üzerinde durmuştur. Ayrıca halkın
bazı meselelerini ve ahlakî kusurları ele alarak okuyucuya öğütler vermeye,
halkı bilgilendirip eğitmeye çalışmıştır. Amacına da ulaşmıştır.
Cânan gide rindân dağıla mey ola rîzan
Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
(Sevgili gitse, rintler -âşıklar- dağılsa, şarap dökülse… Böyle gecenin
sabahından ne hayır umulur?)
Bu beyitler Ziya Paşanın 12 bentten oluşan Terkib-i Bent şiirine aittir. Bu
şiirin 10. bendinde 10, diğer bentlerinde on birer beyit vardır. Yani Terkib-i
Bent 131 beyitten oluşan uzun bir şiirdir. Bu uzun şiirin 4, 5, 9. ve 10.
bentleri daha çok sevilmiştir. Yazımın başında söz ettiğim, özdeyiş hâline
gelen beyitler bu bentlerdedir.
Ziya Paşa karamsar bir insandır. Talihten şikâyet; bahtsızların,
mazlumların asla mutlu olamayacağı, dünyanın çile çekme yeri oluşu gibi
fikirleri birçok beyitte işler. Benim de çok sevdiğim, sırası gelince sohbet
arkadaşlarıma okuduğum şu beyit en meşhur olanıdır:
Bî-baht olanın bağına bir katresi düşmez
Bârân yerine dürr ü güher yağsa semâdan
(Gökyüzünden yağmur yerine inci ve mücevher yağsa talihsiz olanın bahçesine
bir damlası bile düşmez.)
Karamsar insanların dillerine pelesenk ettikleri şu beyitler de Ziya Paşaya
aittir:
Bir katre içen çeşme-i pür-hûn-i fenâdan
Başın alamaz bir dahi bârân-ı belâdan
(Fenalığın kan dolu çeşmesinden bir yudum içen, bir daha başını belâ
yağmurlarından kurtaramaz.)
Yani yaşadığımız şu fani dünya kötülüklerle doludur. Bu dünyaya gelip de
bir yudum su içerek dünya nimetlerinden faydalanan bir insan bir daha başını
sıkıntı ve dertlerden kurtaramaz.
Ziya Paşa aynı karamsarlıkla, aynı düşünceyi, farklı kelimelerle tekrar
ifade ediyor:
Asude olam dersen eğer gelme bu cihâne
Meydâne düşen kurtulamaz seng-i kazâdan
(Eğer mutlu ve sakin olmak istersen bu dünyaya hiç gelme; çünkü şu hayat
meydanına bir defa düşen kaza taşlarından - ızdırap verici dertlerden-
kurtulamaz.)
Ziya Paşa, dünyanın fani oluşunu 5. bentte iki mükemmel beyitle ifade
ediyor:
Dehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde
İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde
(Dünyanın altınında ve gümüşünde ne mutluluk olabilir ki? İnsanlar ahiret
yolculuğuna çıkarken bunların hepsini geride bırakır.)
Bu beytin devamı olan beyit daha da meşhurdur ve bir atasözü gibi edebiyat
severler tarafından ezbere okunur:
Seyretti havâ üzre denir taht-ı Süleyman
Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde
İslâmi kaynaklara göre Hazret-i Süleyman’a peygamberlik gibi yüce bir
sıfattan başka çok büyük bir servet de bahşedilmişti. Öyle ki gelmiş geçmiş
insanların en zengini oydu. Bunlardan başka Allah’ın bir lûtfu olarak kurda,
kuşa, ateşe ve suya hükmedecek güçleri vardı. Bu kudret ve ihtişamın timsali
olarak gökyüzünde uçabilen bir tahta sahipti. Ziya Paşa bu beyitte:
“Süleyman’ın tahtı hava üzerinde uçuyordu derler, dünyanın geçiciliğine bak ki
o muazzam saltanatın bile yerinde şimdi yeller esiyor.” demektedir. Bu konuda
halkımızın bir deyişi vardır: Dünya Sultan Süleyman’a bile kalmamış… Bu sözde
ve Ziya Paşanın beytindeki Süleyman, Kanunî Sultan Süleyman değil, Peygamber
Süleyman’dır.
Ziya Paşa maceralı bir hayat yaşamıştır. Sarayda görev yapmış;
sadrazamlarla, padişahlarla sohbet etmiş; hükümetler değiştikçe gözden düşmüş,
Yeni Osmanlılar Cemiyetine katılarak yurt dışına kaçmak zorunda kalmış, yurt
dışında gazete çıkarıp hükümetin aleyhinde yazılar yazmış, hükümet değişince
İstanbul’a gelip yüksek mevkilerde görevler üstlenmiştir. Sadrazam Ali Paşayı
hicvettiği Zafernâme isimli mesnevisi de o dönemde meşhur bir eserdi. Terkib-i
Bentte beceriksiz devlet adamlarını, âlimleri eleştiren harika beyitler vardır.
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde
(Birçok acemi müneccim gökte yıldız ararken gaflete dalarak yollarındaki
kuyuyu görmezler.)
Takdir edersiniz ki Ziya Paşa bu beyitte astronomi ile uğraşan bilim
adamlarını eleştirmiyor. Şairin asıl anlatmak istediği, bazı insanların
kendilerinden beklenen işlerle uğraşmayıp gerçekleşmesi imkânsız ham hayallerin
peşinde koşmaları ve gülünç duruma düşerek başlarına kötü işler açmalarıdır.
Şimdi sıra, dillere pelesenk olmuş sözlerden dediğim bir beyte geldi:
Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
(Kişinin aynası işidir, lâfa bakılmaz; bir kişinin aklının seviyesi yaptığı
işte görünür.)
Ne kadar doğru bir fikir değil mi? Güzel fikirler güzel biçimlerle ifade
edilmelidir. İşte örneği… Ziya Paşa lâfla peynir gemisi yürütenleri, iş değil
lâf üretenleri, boş teneke gibi çok ötenleri eleştirmeye devam ediyor:
Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde
(Onlar ki dünyaya lâf ile nizam verirler. Onların evlerine gidip bakın,
hânelerinde bin türlü ihmal ve düzensizlik görürsünüz.)
Bu beyitte çizilen insan tiplerinin ne kadar çok olduğunu hepimiz
biliyoruz. Lâfa gelince mangalda kül komayan,mahalle muhtarından
Cumhurbaşkanına kadar herkesi eleştiren nice insan vardır ki çoluk çocuğuna söz
geçiremez, evinde bir huzur ve düzen sağlayamaz.
Ziya Paşa karamsar bir kişiliğe sahiptir fakat vatanına sadıktır ve inançlı
bir insandır. Beşinci bendi yine atasözlerinden yararlanarak, özdeyiş hâline
dönüştürdüğü güzel bir beyitle bitirir:
İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah
(İnsan hayatta tiksinti verici hilelerle, kötülüklerle karşılaşsa bile
Allah’a ve vatanına sadakatten vazgeçmemelidir, Allah doğruların yardımcısıdır.
Yine aynı şiirin 8. bendinde aynı fikirleri şu beyitle dile getirir:
Allah’a tevekkül edenin yaveri Haktır
Nâşad gönül bir gün olur şâd olacaktır.
(Allah’a inanıp kaderine sabırla razı olanların yardımcısı Allah’tır,
mutsuz gönüller bir gün elbet mutlu olacaktır.)
Ziya Paşanın, atasözleri gibi unutulmayan beyitlerinden biri de “Huyu
yumuşak kişilerin gazabından Allah’a sığın; yumuşak huylu atın çiftesi çok
serttir.” anlamına gelen aşağıdaki beytidir.
Allah’a sığın şahs-ı halîmin gazabından
Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir.
Devletin kendisine verdiği yetkileri kişisel çıkarları için kullanan
yöneticiler vardır. Çıkarları için halka zulmeden, hatta devletin
parçalanmasına ve çökmesine göz yuman insanlar her devirde az veya çok mevcut
olmuştur. Devletini ve halkını soyan bu insanlar öyle güçlü ve nüfuzludur ki
onları halkın çoğunluğu şerefli, vatansever zanneder. Fakat Victor Hugo’nun
Sefiller romanında anlattığı, bir parça ekmek çalan kişi zindanlarda sürünür,
kürek mahkûmu olur. Ya da baklava çalan aç sokak çocuğu yıllarca hapse
çarpıtılır. Ziya Paşa her devirde, her toplumda görülen bu acı sosyal gerçeği
çerçevelenip duvara asılması gereken bir beyitle ifade etmiş:
Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz
Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir.
(Milyonla çalanlar yüksek ve şerefli mevkilere yükseltilerek baş tacı
edilir; birkaç kuruş çalan hırsız ise kürek cezasına çarptırılır.)
Bu beyitte anlatılanların doğruluğu şu son bir yılda kaç defa kanıtlandı
değil mi? Ziya Paşa uyanıp da günümüze dönse “Hiçbir şey değişmemiş; boşuna
yazmışım.” diye hayıflanmaz mı?
Milletimiz asalete, soya önem verir. İnsanları dış görünüşüyle değil
karakteriyle değerlendirmeye çalışır. Soysuzları, sonradan görmeleri, dönekleri
sevmez. Biçim yönünden başka milletleri taklit edenler, dış görünüşleriyle
başkalarını etkilemeye çalışanlar edebiyatımızda sürekli eleştirilmiş ve
onlarla alay edilmiştir. Çünkü herkes bilir ki kılık kıyafetle bilgin, komutan,
bey, hanımefendi olunamaz. Asalet insanın içindedir. Bir atasözümüzün dediği
gibi insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Ziya Paşa halkımızın bu
konulardaki düşüncelerini özlü ve özgün bir ifadeyle şöyle anlatmış:
Bed-asla necâbet mi verir hiç üniforma
Zer-dûz palan vursan eşek yine eşektir
(Kötü asıllı -soysuz¬- birine üniforma soyluluk mu verir; eşeğe altın
işlemeli semer vursan yine eşektir. )
Terkib-i Bend’in 10. bendi sosyal içerikli beyitlerden oluşmaktadır. Bu
bentlerde konu Batı taklitçiliği, milliyete sırt dönmek, kendi vatanını ve milletini
küçük görüp yabancılara şikâyet etmek, hainleri ve hırsızları korumak gibi
günümüzde de görülen sorunlardır. Ziya Paşa bazı ters uygulama ve anlayışların
yeni çıktığını söylemektedir. Fakat bu olumsuzluklar günümüzde de devam
etmektedir. Eski, kemikleşmiş, adeta kangren olmuş sorunlardır bunlar ve derhal
neşterle kesilip atılmalıdır. Bu bendin ilk beyti şudur:
İkbâl için ahbabı siayet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirayet yeni çıktı
(Yüksek mevkilere erişebilmek için dostlarını çekiştirmek yeni çıktı;
önceden bilmezdik, bu türden hüner ve beceri yeni çıktı.)
İş ve memuriyet hayatı olan herkes Ziya Paşanın ne kadar haklı olduğunu çok
iyi bilir. Özellikle yükselme hırsıyla yanıp tutuşan bazı insanlar çok çalışıp
yeteneklerini göstermek yerine koltuğuna göz diktiği amirlerini, çalışma
arkadaşlarını kötülemeye çalışır. Daha sonra koltuk kapma uğruna yağcılık,
yardakçılık, kayırma, karalama, itham ve ihanet başlar.
Sadıkları tahkir ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı
Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı
Milliyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Frenge tebaiyyet yeni çıktı
(Allah’a ve vatanına sadık olanları aşağılamak ve onları reddetmek kural
hâline geldi, hırsızlara ikramda bulunmak ve yardım etmek yeni çıktı.)
(Gerçi eskiden de doğruyu söyleyenlerden nefret edilirdi ama hainlere saygı
göstermek, onları koruyup kollamak, onların emirlerine uymak yeni çıktı.)
(Yaptığımız her işte millî birlik ve şahsiyeti unutarak Avrupalıların fikirlerine
uymak yeni çıktı.)
Ziya Paşa nur içinde yatsın. Keşke günümüzde de Ziya Paşalar olsaydı.
Olsaydı da çarpıklıkları, kokuşmuşlukları böyle güzel şiirlerle haykırsaydı…