Osmanlı döneminde şarkılardaki cinsellik, edebiyatta
olduğu gibi çeşitli şekillerde belirir.
Şairin olduğu gibi, bestecinin de bir türlü söz
geçiremediği, kendisini acılar içerisinde bırakan zalim bir sevgilisi vardır. Nedense
"gece beraber olma" isteği bir türlü gerçekleşmemiş, erkeğin eli hep
boş kalmıştır. Bu talihsizlik, sarayında besteler yapan padişahından,
İstanbul'un kenar mahalle kahvelerindeki müzisyenine kadar hep aynıdır. Örneğin
Üçüncü Selim,
"Zîver-i sine
edip ruh-ı revanim diyerek
Emsem ol gönce lebin
lâlini canım diyerek
Subha dek arz-ı niyaz
ettim o fettâne bu Şeb
Sevdiğim, dilber-i
mümtâz-ı cihanım diyerek",
sözleriyle başlayan Pesendide bestesinde
"Yürüyen ruhum diyerek göğsümün süsü etsem ve gonca kırmızısı dudaklarını
emsem. Bu gece sabaha kadar o gönül alıcı, fenalıklar yapan sevgiliye
"Sevdiğim, dünyanın en seçkin dilberi" diye istediğimi söyledim"
diye seslenir.
Padişahın en yakınlarından olan besteci Sadullah Ağa'nun
sıkıntısı da hükümdarıyla aynıdır... Ağa, sevgilisinin dudaklarını emmek
isteyip hiçbir şey elde edememesini, Hicaz Yürük Semai'sinde anlatır:
"N'ideyim sahn-ı
çemen seyrini cananım yok
Bir yanımda salınır
serv-i hırâmanım yok
Emdirir gerçi lebin
vaslına canlar verene
Leb-i can-bahşını
emsem demeye canım yok"
(Gönül verdiğim, bir yanımda salınıp yürüyen,
serviye benzer sevgilim yok... Yeşilliklerle dolu bahçeleri seyredip de ne
yapayım? Gerçi beraber olma uğruna canını verecek olanlara dudağını emdirir ama
"şu canlar bağışlayan dudağını emeyim" demeye mecalim yok...).
Bu "dudak emme" merakı, klasik müziğimizin
gelenekselleşmiş temalarındandır. Kime ait olduğu bilinmeyen eski bir Hüzzam
bestede, "Peri yüzlü sevgiliyi ele geçirip, hiç bitmeyecekmişçesine içer
gibi dudağının emilişi terennüm edilir:
"Dem-i vasim
düşürüp ayş-ı demademcesine
Lebin emdim o peri
çehrenin ademcesine"
Dudak emme merakı sadece Türk bestecilerde değil,
Osmanlı müziği yapan Rum ve Ermenilerde de vardır.
Mesela, Zaharya... "Mir Cemil" olarak da
bilinen Zaharya (ölümü: 18. yüzyılık ilk yarısı), Rumdur. İstanbul'daki
Ortodoks kiliselerinde ve Patrikhane'de ilahicilik yapmış, kilise için ilahiler
bestelemiş, bu arada Türk Müziği'ne de 20'ye yakın eser vermiştir.
Ortodoks kilise müziğinin günlük hayatı konu alan
eserlere izin vermemesinden olacak, Zaharya, "dünyevî" arzularını
alaturka makamlardan yaptığı bestelerinde ortaya koyar. Kilise çevresinin bunu
nasıl karşıladığı bilinmez ama, Buselik Aşiran Beste'sinde, sevgilisinin
dudağını "ememediğinden" dolayı neler çektiğini yana-yakıla anlatır:
"Lâlin emdir,
hikmetin sorma, dil-i şeyda bilir
Çektiği cevr-i
cefây-ı aşkı bir mevlâ bilir
Gamzen inkâr eylesin
davama şahittir müjen
Ey keman-ebru bize
ettiklerin dünya bilir"
(Dudaklarını emdir, sebebini sorma... Onu, aklını kaybetmiş bir halde
olan gönül bilir, aşktan çektiği zulmü ve cefayı bilen de sadece Allah'tır. Ey
keman kaşlı sevgili!... Gamzen istediği kadar inkâr etsin ama, davama
kirpiklerin tanık. Bize yaptıklarını dünya biliyor...)
Kaynak: Murat BARDAKÇI, Sarayda gece dersleri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder