Öne Çıkan Yayın

1 Aralık 2014 Pazartesi

Giovanni Drogo ile çölde Tatarları beklerken...


Dino Buzzati hayatın, genç insanlar için nasıl bitmek tükenmek bilmez bir hazine gibi göründüğünü anlatarak başlar Tatar Çölü' ne. Umut dolu olan genç insanın halini  betimler.  Giovanni Drogo da onlardan biridir. Genç yaşta teğmen olmuş, ilk görev alacağı sınır karakoluna doğru yola çıkmaktadır. Çiçeği burnunda Teğmen “kahraman bir yazgının” beklentisi içindedir. Tayin olduğu Tatar Çölü sınırındaki Bastiani Kalesine varınca düşmanla yüz yüze geleceğini ve hayatına şan ve şerefle dolu sayfalar ekleyeceğini düşünmektedir.  

"O zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. İnsan bu yolda, sakin sakin, çevresine merakla bakarak ilerlerdi, aceleye gerçekten hiç gerek yoktu, ne arkanızda sizi sıkıştıran ne de tabii, bekleyen birileri bulunurdu, arkadaşlarınız da kaygısız, oynamak için sık sık durarak ilerlerlerdi. Evlerinin kapısından büyükler size dostça selam verir ve suç ortaklığı dolu gülüşlerle ufku gösterirlerdi; böylece yürek yiğitçe ve tatlı arzularla çarpmaya başlar ve insan kendisini az ötede bekleyen harikulade şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama bir gün onlara ulaşılacağı kesin, tartışmasız bir biçimde kesindir."

Sınır karakoluna zorlukla varan Drogo'nun ilk düşüncesi eşyalarını yerleştirmeden burdan kaçmak olmuştur. Bu renksiz uçsuz bucaksız bir çöle bakan kalede istediği kariyeri yapabileceği bir ortam yoktur. Hem de şimdiden annesini ve büyüdüğü şehri özlemiştir. Ayrılma isteğini kalenin komutan yardımcısına anlatan Drogo bir kaç ay kalmaya ikna olacaktır. Bu süre içerisinde kaleyi sevmezse ayrılma şansı her zaman olacaktır. Ne de olsa geldiği gibi ayrılmak da sicilinde kötü duracaktır. Büyükleri ona hemen önünde uzanan ufku göstermiş, bir gün Tatarların gelmesiyşe  şanlı bir savaşın başlayacağı umudunu aşılamıştı.
Ve maya tutmuştur. Drogo gitmekten vazgeçer. Kalede birbirinin aynı olarak geçen anlamsız günler birbirinin üzerine yığılarak bir “zamansız zamana” bir  “sonsuz şimdi”ye dönüşmektedir.  Soylu ve umut dolu şeyler olacağı beklentisi içindeki Drogo’yu giderek bir yorgunluk, bir bezginlik kaplar.  

"Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığım fark eder. İşte o zaman birşeylerin değişmiş olduğunun ayırdına vanuz, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız. Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır, kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."


Drogo izin alıp bir süreliğine şehre döner.  Ancak sivil hayata uyum sağlamakta zorlanır. Oradaki hayat artık ona yabancıdır. Sevdikleri onsuz yaşamayı öğrenmişlerdir. 
Her şeye rağmen kente geri dönme şansını kullanmak ister.  Bu arada kalede asker sayısında ciddi bir azaltmaya gidileceğini öğrenir. Kurnaz arkadaşları  onu haber vermeksizin istifa dilekçelerini vermişler, biran önce kaleden ayrılmak için araya tanışlarını sokmuşlardır.  Hayat hem şehirde hem de kalede Drogo’yu sollayıp geçmektedir. Yıllardır kalede olmasına rağmen neredeyse kimseyi tam olarak  tanımadığını fark etmiştir.  Renksiz yıllar, yıllara eklenir.  Drogo artık yaşlanmış, üstelik hastalanmıştır da.

“Ama işte o anda, Giovanni Drogo bunlardan habersiz uyuyor ve uykusunda çocuklar gibi gülümsüyordu. Drogo’nun olup bitenin farkına varmasından önce günler geçecektir. O zaman adeta uyanacak, inanamayarak çevresine bakacak; sonra ardında bir koşuşturma olduğunu duyacak ve kendinden önce uyanmış insanların, kaygıyla koşup, kendisinden önce varmak için yanından geçliğini görecektir.
Zamanla kalp atışlarının yaşamı hızla parçalara ayırdığını duyacaktır. Pencerelerden bakan artık gülen çehreler değil hareketsiz ve kayıtsız yüzler olacaktır. Ve onlara daha ne kadar yol kaldığını sorduğunda, ona yine bir hareketle ufku gösterecek ama artık bu hareketi iyi niyet ve neşeyle yapmayacaklardır. Yine de o, arkadaşlarını gözden kaçıracaktır, biri yorulup arkada, kalmış, bir diğeri ise onun önünden kaçarak, artık ufukta küçük bir nokta haline gelmiştir.
İnsanlar, “şu nehri aştıktan sonra on kilometre daha gidince varırsın,” diyeceklerdir. Ama, buna karşılık yol hiç bitmeyecektir, günler gitgide daha kısalacak, yol arkadaşları seyrekleşecek, camlarda hareketsiz, donuk, kafalarını sallayan suratlar görünecektir.
Tüm bunlar artık ona aitti ve bunları terk etmek Drogo’ya acı verecekti. Ama, aslında o bunu bilmiyordu, ne gitmesinin kendisine nasıl bir çaba gerektireceğinden, ne de kaledeki yaşamın günleri, birbirinin tıpkısı günleri, baş döndürücü bir hızla yutup gittiğinden haberdardı. Dünle evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varamadan, zaman akıp gidiyordu.

Ona “Dikkat et Giovanni Drogo!" diyecek hiç kimse yoktu. Gençliğinin solmaya başlamış olmasına rağmen, inatçı bir yanılsama sonucu, yaşam bitmek bilmezmiş gibi görünüyordu gözüne. Ama Drogo, zamanın ne olduğundan habersizdi. Önünde tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi,
ona düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, tersine, basit ve sıradan bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yıllan parmakla sayılabilecek ve insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı. “Önümde öyle çok zaman varki,” diye düşünüyordu.
….
Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. “Dur! Dur!” diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yaran olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu; insanın  taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.
Yavaş yavaş güveni azalıyordu. İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.”
Eskiden, inanılmaz derecede uzak gibi duran tarihler, aniden çok yakın görünerek, yaşamın zorlu miadlarını anımsatıyorlardı. Devam edebilmek için, her seferinde, yeniden organize olmak, karşılaştırmak için yeni vadeler yaratmak, kendilerinden daha kötü durumda olanların haliyle avunmak gerekiyordu.

Bir gün yine uzakta görülen siyah lekeler giderek belirginleşmeye başlar.  Bu kez düşman ordusu sahiden gelmektedir.  Bütün ömrü boyunca beklediği an gelmiş ancak Drogo’yu hasta halinde yakalamıştır.  Tüm yaşamı boyunca tecrit edilmiş şekilde düşmanı beklerken, tam düşman geldiğinde o, tedavi için şehre gönderilmektedir.  Arkadaşları savaşa giderken o onursuz bir biçimde ovaya inmektedir.  Yapayalnızdır ve kendisini sevecek kimse yoktur.    Drogo yolun sonuna hayatı ıskalayarak gelmiştir.
“Büyüyen ve yoğunlaşan bir gölgenin ta en diplerden üzerine doğru yürüdüğünü hissediyordu; belki bir saat, belki bir hafta, belki de bir ay meselesiydi; ama ölüm söz konusu olduğunda haftalar ve aylar bile pek küçük birimlerdi. Demek ki yaşam bir tür şakaydı; Kibrinden, girdiği bir iddia yüzünden her şeyi yitirmişti.”

Yaşam çemberi Drogo’nun çevresinde giderek daralır. Belki de Drogo, yıllarca özlemini çektiği kahramanlığı ölümü cesaretle karşılayarak gerçekleştirebilecektir. 

“Haydi cesaret Drogo, bu senin son kâğıdın, ölümümün karşısına asker gibi çık ki hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin.  Yazgıdan intikamını al.  .... Odanın kapısı hafifçe sarsılır.  Belki de rüzgâr; belki de gelen O’dur.  Drogo dikilir, üniformasının yakasını düzeltir.  Camdan son kez yıldızlara bakar.  Hiç kimsenin kendisini göremeyeceğini bilmesine rağmen gülümser.”  

Gülerek ölüme karşı durmak, onun tek ve son kahramanlığıdır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder