Dino Buzzati hayatın, genç insanlar için nasıl bitmek tükenmek bilmez bir hazine gibi göründüğünü anlatarak başlar Tatar Çölü' ne. Umut dolu olan genç insanın halini betimler. Giovanni Drogo da onlardan biridir. Genç yaşta teğmen olmuş, ilk görev alacağı sınır karakoluna doğru yola çıkmaktadır. Çiçeği burnunda Teğmen “kahraman bir yazgının” beklentisi içindedir. Tayin olduğu Tatar Çölü sınırındaki Bastiani Kalesine varınca düşmanla yüz yüze geleceğini ve hayatına şan ve şerefle dolu sayfalar ekleyeceğini düşünmektedir.
"O
zamana değin, çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda yılların yavaş
yavaş ve hafifçe geçtiği, böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına
varmadığı bir yolda, hep ilk gençliğinin kaygısızlığıyla ilerlemişti. İnsan bu
yolda, sakin sakin, çevresine merakla bakarak ilerlerdi, aceleye gerçekten hiç
gerek yoktu, ne arkanızda sizi sıkıştıran ne de tabii, bekleyen birileri
bulunurdu, arkadaşlarınız da kaygısız, oynamak için sık sık durarak
ilerlerlerdi. Evlerinin kapısından büyükler size dostça selam verir ve suç
ortaklığı dolu gülüşlerle ufku gösterirlerdi; böylece yürek yiğitçe ve tatlı
arzularla çarpmaya başlar ve insan kendisini az ötede bekleyen harikulade
şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama bir gün onlara
ulaşılacağı kesin, tartışmasız bir biçimde kesindir."
Sınır karakoluna zorlukla varan Drogo'nun ilk düşüncesi
eşyalarını yerleştirmeden burdan kaçmak olmuştur. Bu renksiz uçsuz bucaksız bir
çöle bakan kalede istediği kariyeri yapabileceği bir ortam yoktur. Hem de
şimdiden annesini ve büyüdüğü şehri özlemiştir. Ayrılma isteğini kalenin
komutan yardımcısına anlatan Drogo bir kaç ay kalmaya ikna olacaktır. Bu süre
içerisinde kaleyi sevmezse ayrılma şansı her zaman olacaktır. Ne de olsa
geldiği gibi ayrılmak da sicilinde kötü duracaktır. Büyükleri ona hemen önünde
uzanan ufku göstermiş, bir gün Tatarların gelmesiyşe şanlı bir savaşın başlayacağı umudunu
aşılamıştı.
Ve maya tutmuştur. Drogo gitmekten vazgeçer. Kalede birbirinin
aynı olarak geçen anlamsız günler birbirinin üzerine yığılarak bir “zamansız zamana”
bir “sonsuz şimdi”ye dönüşmektedir. Soylu ve umut dolu şeyler
olacağı beklentisi içindeki Drogo’yu giderek bir yorgunluk, bir bezginlik
kaplar.
"Ama bir noktada,
belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasında bir kapının kapanarak
dönüşü olanaksız kıldığım fark eder. İşte o zaman birşeylerin değişmiş
olduğunun ayırdına vanuz, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket
etmektedir; ne yazık ki, henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna
doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz
durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele
ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son
bulacağını anlarız. Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır, kapanır ve
bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır."
Drogo izin alıp bir süreliğine şehre döner. Ancak sivil
hayata uyum sağlamakta zorlanır. Oradaki hayat artık ona yabancıdır. Sevdikleri
onsuz yaşamayı öğrenmişlerdir.
Her şeye rağmen kente geri dönme şansını kullanmak ister. Bu arada kalede asker sayısında ciddi bir azaltmaya gidileceğini öğrenir. Kurnaz arkadaşları onu haber vermeksizin istifa dilekçelerini vermişler, biran önce kaleden ayrılmak için araya tanışlarını sokmuşlardır. Hayat hem şehirde hem de kalede Drogo’yu sollayıp geçmektedir. Yıllardır kalede olmasına rağmen neredeyse kimseyi tam olarak tanımadığını fark etmiştir. Renksiz yıllar, yıllara eklenir. Drogo artık yaşlanmış, üstelik hastalanmıştır da.
Her şeye rağmen kente geri dönme şansını kullanmak ister. Bu arada kalede asker sayısında ciddi bir azaltmaya gidileceğini öğrenir. Kurnaz arkadaşları onu haber vermeksizin istifa dilekçelerini vermişler, biran önce kaleden ayrılmak için araya tanışlarını sokmuşlardır. Hayat hem şehirde hem de kalede Drogo’yu sollayıp geçmektedir. Yıllardır kalede olmasına rağmen neredeyse kimseyi tam olarak tanımadığını fark etmiştir. Renksiz yıllar, yıllara eklenir. Drogo artık yaşlanmış, üstelik hastalanmıştır da.
“Ama işte o anda, Giovanni Drogo bunlardan
habersiz uyuyor ve uykusunda çocuklar gibi gülümsüyordu. Drogo’nun
olup bitenin farkına varmasından önce günler geçecektir. O zaman adeta
uyanacak, inanamayarak çevresine bakacak; sonra ardında bir koşuşturma olduğunu
duyacak ve kendinden önce uyanmış insanların, kaygıyla koşup, kendisinden önce
varmak için yanından geçliğini görecektir.
Zamanla kalp atışlarının yaşamı hızla
parçalara ayırdığını duyacaktır. Pencerelerden bakan artık gülen çehreler değil
hareketsiz ve kayıtsız yüzler olacaktır. Ve onlara daha ne kadar yol kaldığını
sorduğunda, ona yine bir hareketle ufku gösterecek ama artık bu hareketi iyi
niyet ve neşeyle yapmayacaklardır. Yine de o, arkadaşlarını gözden
kaçıracaktır, biri yorulup arkada, kalmış, bir diğeri ise onun önünden kaçarak,
artık ufukta küçük bir nokta haline gelmiştir.
İnsanlar, “şu nehri aştıktan sonra on
kilometre daha gidince varırsın,” diyeceklerdir. Ama, buna karşılık yol hiç
bitmeyecektir, günler gitgide daha kısalacak, yol arkadaşları seyrekleşecek,
camlarda hareketsiz, donuk, kafalarını sallayan suratlar görünecektir.
…
Tüm
bunlar artık ona aitti ve bunları terk etmek Drogo’ya acı verecekti. Ama,
aslında o bunu bilmiyordu, ne gitmesinin kendisine nasıl bir çaba
gerektireceğinden, ne de kaledeki yaşamın günleri, birbirinin tıpkısı günleri,
baş döndürücü bir hızla yutup gittiğinden haberdardı. Dünle evvelsi gün
birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün
önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup
bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varamadan, zaman akıp
gidiyordu.
…
Ona
“Dikkat et Giovanni Drogo!" diyecek hiç kimse yoktu. Gençliğinin solmaya
başlamış olmasına rağmen, inatçı bir yanılsama sonucu, yaşam bitmek bilmezmiş
gibi görünüyordu gözüne. Ama Drogo, zamanın ne olduğundan habersizdi. Önünde
tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi,
ona
düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, tersine, basit ve sıradan
bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yıllan parmakla sayılabilecek ve
insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı. “Önümde
öyle çok zaman varki,” diye düşünüyordu.
….
Yine de
zaman, gitgide daha hızlı bir biçimde akıp gidiyordu; sessiz ritmi yaşamı
parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. “Dur!
Dur!” diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yaran olmadığının farkına
varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu;
insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan
parmaklar gevşiyor, kollar, cansız bir şekilde düşüyor ve insan kendini bu çok
yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluveriyordu.
…
Yavaş
yavaş güveni azalıyordu. İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle
konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo,
insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı
çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun
dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde diğerlerinin, duydukları sevgi ne
denli büyük olursa olsun, bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı
işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.”
…
Eskiden, inanılmaz derecede uzak gibi duran tarihler, aniden çok
yakın görünerek, yaşamın zorlu miadlarını anımsatıyorlardı. Devam edebilmek
için, her seferinde, yeniden organize olmak, karşılaştırmak için yeni vadeler
yaratmak, kendilerinden daha kötü durumda olanların haliyle avunmak
gerekiyordu.
Bir gün yine uzakta görülen siyah
lekeler giderek belirginleşmeye başlar. Bu kez düşman ordusu sahiden
gelmektedir. Bütün ömrü boyunca beklediği an gelmiş ancak Drogo’yu hasta
halinde yakalamıştır. Tüm yaşamı boyunca tecrit edilmiş şekilde düşmanı
beklerken, tam düşman geldiğinde o, tedavi için şehre gönderilmektedir.
Arkadaşları savaşa giderken o onursuz bir biçimde ovaya inmektedir.
Yapayalnızdır ve kendisini sevecek kimse yoktur. Drogo yolun
sonuna hayatı ıskalayarak gelmiştir.
…
“Büyüyen
ve yoğunlaşan bir gölgenin ta en diplerden üzerine doğru yürüdüğünü
hissediyordu; belki bir saat, belki bir hafta, belki de bir ay meselesiydi; ama
ölüm söz konusu olduğunda haftalar ve aylar bile pek küçük birimlerdi. Demek ki
yaşam bir tür şakaydı; Kibrinden, girdiği bir iddia yüzünden her şeyi
yitirmişti.”
Yaşam çemberi Drogo’nun çevresinde giderek daralır. Belki de Drogo,
yıllarca özlemini çektiği kahramanlığı ölümü cesaretle karşılayarak
gerçekleştirebilecektir.
“Haydi cesaret Drogo, bu senin son kâğıdın, ölümümün karşısına asker gibi çık ki hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin. Yazgıdan intikamını al. .... Odanın kapısı hafifçe sarsılır. Belki de rüzgâr; belki de gelen O’dur. Drogo dikilir, üniformasının yakasını düzeltir. Camdan son kez yıldızlara bakar. Hiç kimsenin kendisini göremeyeceğini bilmesine rağmen gülümser.”
“Haydi cesaret Drogo, bu senin son kâğıdın, ölümümün karşısına asker gibi çık ki hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin. Yazgıdan intikamını al. .... Odanın kapısı hafifçe sarsılır. Belki de rüzgâr; belki de gelen O’dur. Drogo dikilir, üniformasının yakasını düzeltir. Camdan son kez yıldızlara bakar. Hiç kimsenin kendisini göremeyeceğini bilmesine rağmen gülümser.”
Gülerek ölüme karşı durmak, onun tek ve son kahramanlığıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder