Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer
(Daniel Klein, Thomas Cathert)
Çevirmen: Algan Sezgintüredi
Yayınevi: Aylak Kitap
v
İyimser, "Bardağın yarısı dolu," der. Kötümser,
"Bardağın yarısı boş," der. Rasyonalist ise, "Bardak gereğinden
iki kat büyük," der. (S.14)
v
"Teoriler gereğinden daha karmaşık
olmamalıdır," ya da Ockham'ın metafizik bakışına yaraşır şekilde
söylenirse, "Teoriler varlıkları gereksizce çoğaltmamalıdır." (s.19)
v
Çelişmezlik yasası, bir niteliğin bir şeye aynı anda hem
ait olmasının hem de ait olmamasının olanaksız olduğunu söyler. (s.22)
v
Yirminci yüzyıl filozoflarından Karl Popper, tümevarımlı
mantık eleştirisinde, bir teorinin sağlam olabilmesi için, onun yanlış olduğunu
gösterebilecek bazı mümkün durumların bulunması gerektiğini öne sürmüştür. (s.25)
v
Her sabah sundurmaya çıkıyor ve "Bu eve hiç kaplan
gelmesin!" diye bağırıyor, ardından içeri giriyordu. Sonunda dayanamadık
ve sorduk: "Niye böyle yapıyorsun? Buralarda kaplan yok ki!" Ne dedi
dersiniz? "Ya, gördünüz mü? İşe yarıyor işte!" (s.30)
v
Güvenliğiniz için uçağa binerken yanınıza bir bomba
alınız... Çünkü bir uçakta iki ayrı bombalı yolcu bulunma olasılığı son derece
düşüktür. (s.32)
v
Satıcı: "Han'fendi, bu elektrikli süpürge işinizi
yarı yarıya azaltacaktır. "Müşteri: "Harika! İki tane alayım o
zaman." (s.37)
v
Bir bilim adamı, karısıyla arabalarına atlamış, taşrada
geziye çıkmıştır. Kadın birden, "A, bak," der, "koyunların hepsi
kırkılmış." "Hı-hı," der bilim adamı "bize bakan tarafları
öyle." (s.44)
v
Matematik felsefesinin büyük bölümü epey teknik ve
zordur. Tek bilmeniz gerekense, matematik söz konusu olduğunda dünyada üç tür
insan olduğudur: sayabilenler ve sayamayanlar. (s. 56)
v
Musa, elinde tabletlerle Sina Dağı'ndan iner ve toplanan
kalabalığa seslenir: "Bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber, emirleri
ona kadar indirtmeyi başardım. Kötü haber, zinayı listeden çıkartmaya ikna
edemedim. " (s.59)
v
Genç ve şehvetli Aziz Augustine, "Tanrı'm, bana
iffet bahşet. Ama hemen değil!" diye haykırdığında, anlaşıldığı kadarıyla
aynı pazarlığa kalkışmıştı. (S.59)
v
Üniversite eğitim kadrosunun toplantısında birdenbire bir
melek belirir ve felsefe bölümünün başkanına, "Şu üçünden hangisini
seçersen sana onu bahşedeceğim," der. "Bilgelik, Güzellik veya on
milyon dolar." Profesör hiç düşünmeden bilgeliği seçer. Bir ışık
parlamasının ardından profesör değişiyormuş gibi görünür ancak parlama
bittiğinde diğerleri adamı masaya çöküp kalmış bomboş bakarken bulurlar.
Hocalardan birisi, "Lütfen, bir şey söyle," der. Profesör gözlerini
masadan ayırmadan, "Parayı almalıydım" der. (s.60)
v
Cooper çifti dişçinin muayenehanesine girdiğinde, Bay
Cooper çok acelesi olduğunu belirtir."Hiç ıvır zıvıra girmeyin
doktor," der. "Gazdı, iğneydi, falan gerekmiyor. Çekiverin şunu
gitsin." "Keşke her hastam sizin kadar stoacı olsa," der doktor
hayranlıkla. "Hangi dişmiş bir bakalım." Bay Cooper karısına döner:
"Aç ağzını aşkım." S.61
v
G. K. Chesterton, şunu yazmıştı: " 'İyi' sözcüğünün
birçok anlamı vardır. Mesela adamın teki annesini beş yüz metreden tüfekle
vurursa, o adama iyi nişancı denir ama bu, iyi birisi olduğu anlamına
gelmez." Chesterton'ın gerçekten felsefi bir anlayışa sahip olduğu
açıktır. S.61
v
Dul Bayan Brevoort, kent kulübünün havuzunun yakınlarında
dolanırken güneşlenen son derece yakışıklı bir adam görür. Yanına gider ve
"Sizi daha önce buralarda gördüğümü hatırlamıyorum," der.
"Doğrudur," der adam. "Otuz yıldır hapisteydim, yeni
çıktım." "Sahi mi? Neden hapisteydiniz?" "Karımı öldürdüğüm
için." "A!" der Bayan Brevoort. "Bekârsınız yani!"
s.62
v
Adamın birisi Gelir Vergileri Müdürlüğü'ne şu mektubu
yazar: "Gelir vergisi beyannamemde hile yaptığım için uykularım kaçıyor.
Vergilendirilebilir gelirimi düşük gösterdim. Bu nedenle zarfa 150 dolarlık bir
çek koyuyorum. Uyuyamamaya devam edersem kalanını göndereceğim." S.67
v
Silahlı soyguncular bankaya dalar, müşterileri ve
memurları sıraya dizer ve cüzdanlarını almaya başlar. Sıranın en ucundaki iki
veznedardan biri, diğerinin eline hızla bir şey sıkıştırır. İkinci veznedar
fısıldar: "Bu ne yahu?" Birincisi de fısıldayarak yanıtlar:
"Senden geçende borç aldığım ellilik." S.71
v
İki İrlandalı barda içerken birden masalardan birinde
kafa çeken kel ve şişman bir adam dikkatlerini çeker. Pat: "Şşş... Winston
Churchill değil mi lan bu?" Sean: "Yok yahu. Mümkün değil.Winston
böyle bir yere gelip kafa çekmez." Pat: "Oğlum, ciddiyim ben. Bak,
dikkatli bak... Vallaha Churchill bu! Var mısın bahse? Sean: "Tamam be!
Nesine?" Pat: "On papel." Sean: "Varım." Bunun üzerine
Pat kalkmış, kel adamın yanına gitmiş: "Sen Churchill'sin, değil mi?"
Adam terslenmiş: "Git başımdan kardeşim!" Pat arkadaşının yanına
dönmüş, "Maalesef," demiş, "asla bilemeyeceğiz." İşte buna
agnostik düşünmek denir. S.72
v
Ufak tefek, yaşlı bir Hıristiyan kadın, her sabah
sundurmasına çıkar, "Sana şükürler olsun ya Rabbi!" diye bağırırmış.
Ve yine her sabah komşusu derhal pencereye çıkar ve "Tanrı yoktur!"
diye haykırırmış. Her gün aynı şey tekrarlanıyormuş.Yaşlı kadın, "Şükürler
olsun!" diye bağırdıkça komşusu çıkıyor, "Tanrı diye bir şey
yok!" diye yanıtlıyormuş. Gel zaman, git zaman, yaşlı kadın dara
düşmüş.Yiyecek bile alamaz hale gelmiş. Bu sefer sundurmaya çıkıp Tanrı'dan
yiyecek yardımı dilemeye başlamış. Gene her duasının ardından, "Sana
şükürler olsun ya Rabbi!" diye bağırmayı ihmal etmiyormuş. Derken bir
sabah sundurmaya çıktığında bir de ne görsün? Merdivenlerde torbalar dolusu
yiyecek! Hemen göğe bakmış ve "Sana şükürler olsun ya Rabbi!" diye bağırmış.
Aynı anda komşusu bahçenin duvarından kafasını uzatıvermiş: "Aha!"
demiş, "yiyecekleri sana ben aldım.Tanrı yok işte!" Yaşlı kadın
komşusuna bakmış ve gülümsemiş. Ardından gene göğe seslenmiş: "Sana
şükürler olsun ya Rabbi! Sırf dualarımı kabul edip yiyecek göndermekle
kalmadın, bir de parasını şeytana ödettin!" s.73
v
"İnançlı bir Hıristiyan'a karısının onu aldattığını,
ya da yoğurt yerse görünmez olacağını söyleseniz o da herkes gibi bunların
doğru olup olmadığını anlamak için deliller arayacak ve bunlara herkes ne kadar
inanırsa o ölçüde inanacaktır. Ama aynı adama başucunda tuttuğu kitabın, içinde
yazan her türlü inanılmaz iddiayı kayıtsız şartsız kabul etmediği takdirde onu
cehennem ateşinde yakacak görünmez bir tanrısal varlık tarafından yazıldığı söylenmiştir
ve bu kişi göründüğü kadarıyla bunu doğrulayacak hiçbir kanıt
aramamaktadır." Ama Harris, ateistliğin kötü yanını yazmayı atlamıştı:
Ateistlerin orgazma ulaşırken adını haykıracak kimseleri yoktur. S.74
v
Yahudi bir kadın, kumsalda oynayan torununu izlerken dev
bir dalga gelir ve çocuğu kaptığı gibi götürür. Kadıncağız, "Lütfen
tanrı'm," der, "tek torunum o benim. Kurtar onu, yalvarırım."
Derken kocaman bir dalga daha gelir ve çocuğu sağ salim kıyıya bırakır. Kadın
torununa bakar ve göğe seslenir: "Şapkası da vardı ama!" s.76
v
Maddi sıkıntıda iyice dibe vuran adam Tanrı'ya piyangoda
kazanmak için her gün dua etmektedir. Aradan günler, haftalar, aylar geçer
fakat hiçbir şey kazanamaz. En sonunda tepesi atar, "Bize 'kapıyı çalın,
açılacaktır'; 'Arayınız, bulacaksınız,' diyen sen değil misin? Dua üstüne dua
ediyorum şurada ama hâlâ kazanamadım piyangoyu!" diye haykırır. Aynı anda
gökten gür bir ses duyulur: "İşin hepsini bana bırakma evlâdım. Bilet
al!" s.78
v
Abraham ve Solomon, yürüyüşe çıkarlar. Bir Katolik
kilisesinin önünden geçerlerken tabelada şu yazıyı okurlar: "Dinimize
Geçen Herkese 1000 Dolar Veriyoruz." Solomon kiliseye girip neler
döndüğünü öğrenmeye karar verir. Abraham ise dışarıda beklemeyi yeğler. Saatler
geçtikten sonra nihayet Solomon kiliseden çıkar. "E?" der Abraham,
"ne oldu?" "Din değiştirdim." "Ciddi mi?" der
Abraham. "Peki, bin doları aldın mı?" "Siz Yahudiler," der
Solomon hayretle, "paradan başka şey düşünmez misiniz yahu?" s.89
v
İki dana, çayırda otlamaktadır. Biri, ötekine sorar:
"Bu deli dana hastalığına ne diyorsun?" "Bana ne?" der
diğeri. "Helikopterim ben." S.89
v
Ressam: Nasıl gidiyor benim resimler? Galeri sahibi:Valla
haberler hem iyi hem kötü... Dün bir adam geldi ve senin, ölümünden sonra
eserleri büyük değer kazanacak ressamlardan olup olmadığını sordu. Kesinlikle
öyle deyince tuttu, galeride ne kadar resmin varsa aldı. Ressam: E, harika
yahu! Kötü haber neymiş peki? Galeri sahibi: Demin bahsettiğim adam,
doktorundu. S.91
v
Yeni evli genç çift, yeni dairelerine taşınırlar ve
salonlarındaki duvar kâğıdını değiştirmeye karar verirler. Salonu aynı
büyüklükte olan komşularına başvururlar. "Hanımefendi, acaba salonunuzu kaplatmak
için kaç top duvar kâğıdı almıştınız?" "Yedi." Bunun üzerine
genç çift, en pahalısından yedi top duvar kâğıdı satın alır ve kaplama işine
girişir. Ancak salonun duvarları dördüncü top bittiğinde tamamen kaplanır.
Sinirlenen genç karı-koca derhal komşularının kapısını çalar: "Dediğinizi
yaptık ama üç top arttı!" "Ha," der komşu, "size de aynısı
oldu demek." S.94
v
Tommy günah çıkarmaya gider ve kabinde rahibe,
"Bağışla beni baba, günah işledim," der. "Yollu bir kadınla
birlikte oldum." Rahip, "Sen misin,Tommy," diye sorar.
"Evet, Peder. Benim." "Kimle birlikte oldun, Tommy?"
"Söylemesem daha iyi, Peder..." "Bridget miydi?"
"Hayır." "Colleen?" "Hayır, Peder." "Megan
mıydı, peki?" "Cık." "Peki,Tommy. Dört defa 'Babamız', dört
defa da 'Bakire Meryem' duası oku." Tommy kiliseden çıkar, dışarıda
bekleyen arkadaşı Pat, günah çıkarmanın nasıl geçtiğini sorar.
"Şahane," der Tommy. "Sekiz dua ile üç süper tüyo aldım."
S.96
v
Doğa Tarihi Müzesi'ni gezen birkaç turist hayranlıkla
dinozor kemiklerine bakmaktadır. İçlerinden birisi, müze bekçisine döner:
"Kaç yaşında bu kemikler acaba?" "Üç milyon dört yıl, altı
ay." "Müthiş," der turist. "Nasıl böyle tamı tamına
bilebiliyorsunuz?" "Eh," der bekçi, "ben işe dört yıl altı
ay önce başladığımda bu kemikler üç milyon yaşındaydı." S.101
v
Bir kadın, bir adama, kendisine domuz dediği için hakaret
davası açmıştır. Adam suçlu bulunur ve tazminat ödemeye mahkûm edilir. Dava
bitiminde adam yargıca, "Yani ben artık Bayan Harding'e domuz diyemeyecek
miyim?" diye sorar. "Öyle," der yargıç. "Peki, bir domuza
Bayan Harding diyebilir miyim?" "Tabii," der yargıç,
"herhangi bir domuza Bayan Harding diyebilirsiniz." Adam bunun
üzerine Bayan Harding'e bakar, "İyi günler dilerim, Bayan Harding,"
der. S.107
v
Adam bankaya girer ve altı aylığına 200 dolar kredi almak
istediğini söyler. Kredi görevlisi, nasıl bir teminat vereceğini sorar.
"Bir Rolls Royce'um var," der adam. "İşte anahtarları. Borcumu
ödeyene kadar sizde kalsın." Altı ay sonra adam bankaya gelir, 200 doları
ve 10 dolarlık faizini ödeyip arabasını geri alır. Kredi memuru şaşkındır:
"Beyefendi," der, "affedersiniz ama Rolls Royce sahibi birisi ne
demeye 200 dolar krediye gereksinim duysun, merak ettim doğrusu."
"Altı aylığına Avrupa'ya gitmem gerekti," der adam. "Rolls
Royce'umu 10 dolara altı aylığına başka nereye bırakabilirdim?" s.115
v
Adam Smith'in dizginlenmeyen kapitalizmin tekellerin
büyümesi gibi bazı tehlikelerini görebildiğini söylememek haksızlık olur. Ama
kapitalizmin doğasındaki kaçınılmaz mal dağılımı haksızlığına saldıran ekonomi
felsefesini geliştirmek on dokuzuncu yüzyılda Karl Marx'a düştü. Marx, devrimle
gelecek olan "ayaktakımının" iktidarının zengin ve yoksul arasındaki,
mülkiyete dayalı her türlü ayrıcalığı ortadan kaldıracağını söylüyordu. S.117
v
Marx'a göre devrimle birlikte gerçekleşecek olan
"ayaktakımının" diktatörlüğünün ardından "devlet
sönümlenecektir" ve ortadan kalkacaktır. Sonra kalkıyor Marx'a radikal
anarşistlikten sabıka yazıyoruz... s.117
v
Belki kendi kendinize, "Kapitalizmle komünizm arasındaki
fark nedir?" diye soruyorsunuzdur. Belki sormuyorsunuzdur. Her halükârda
yanıt gayet basittir: Kapitalizmde insan insanı sömürür. Komünizmde tam tersi
geçerlidir. S.118
v
Yargıç davalı ve davacı tarafın avukatlarını odasına
çağırır: "Burada bulunmamızın nedeni," der, "ikinizin de bana
rüşvet vermiş olması." Avukatlar içlerinden bir 'eyvah' çekerler. Yargıç
devam eder: "Sen bana 15.000 dolar verdin. Sen de 10.000..."
Çekmecesini açar, beş bin dolarlık bir desteyi 15.000 veren avukata uzatır.
"Şimdi eşit olduğunuza göre, davada kararı tamamen hakça
verebilirim." S.121
v
Adam Tanrı'ya seslenir. "Tanrım," der,
"bir soru sorabilir miyim?" "Tamam," der Tanrı. "Sor
bakalım." "Tanrı'm, senin için bir milyon yıl bir saniyedir diyorlar,
doğru mu?" "Evet, doğru." "Peki, bir milyon dolar senin
için nedir?" "Benim için bir milyon dolar, bir penidir evlâdım."
"A, iyi," der adam. "O zaman bana bir peni verebilir
misin?" "Tabii," der Tanrı, "Bekle bir saniye..." s.124
v
Adamcağız ölmek üzereymiş. Yalnız tüm yaşamı boyunca dur
durak bilmeden çalışıp edindiği servetini yanında götüremeyeceği fikrine çok
bozuluyormuş. Sonunda karar vermiş ve hiç değilse servetinin birazını yanına
alabilmek için dua etmeye başlamış. Meleklerden birisi duasını duyup gelmiş ve
adama yanına hiçbir şey alamayacağını söylemiş. Ama adam yalvarmış, Tanrı'yla
konuşmak istediğini, O'nu kuralları azıcık esnetmeye ikna edebileceğini
söylemiş. Melek bir süre sonra tekrar adamın başucunda belirmiş ve Tanrı'nın
onca dürüst çabasını göz önüne aldığını ve bir seferliğe mahsus istisna yapmayı
kabul ettiğini bildirmiş. "Yalnız," demiş melek, "yanına sadece
bir valiz alabilirsin." Adam çok sevinmiş bulabildiği en büyük valizi
almış, içini altın külçeleriyle doldurmuş ve başucuna koymuş. Adam çok geçmeden
ölmüş ve yolları altın taşlarla döşeli Cennet'in kapısına varmış. Kapıdaki Aziz
Peter valizi görünce, "Dur bakalım," demiş. "İçeri bir şey
sokamazsın." Adam durumu anlatmış ve inanmıyorsa Tanrı'ya sormasını
söylemiş. Aziz Peter bir süre sonra kapıya gelmiş, "Haklıymışsın,"
demiş, "bir valiz getirmene izin verilmiş. Pekâlâ, yalnız seni içeri
almadan önce valizdekileri kontrol etmem lazım." Adam valizi uzatmış. Aziz
Peter, adamın ta Cennet'e getirecek denli değer verdiği şeyleri görmek için
valizi açmış ve hayretle, "Ne?" demiş, "kaldırım taşı mı
getirdin yani?" s.127
v
Seamus ilk defa bir kızla çıkacaktır. Feci çapkın geçinen
ağabeyine danışır: "Nasıl konuşmam, neler demem lazım? Azıcık tüyo
ver..." "İşin sırrı şu," der ağabeyi, "İrlanda kızları üç
konudan bahsetmeye bayılır: yiyecek, aile ve felsefe. Bir kıza hangi yemekleri
sevdiğini sormak, o kızla ilgilendiğini gösterir. Ailesini sorarsan, hakkında
gayet iyi niyetli olduğunu göstermiş olursun. Felsefe tartışmansa zekâsına
saygı duyduğun anlamına gelir." "Sağ ol," der Seamus.
"Yiyecek, aile ve felsefe... Beceririm herhalde." Aynı akşam kızla
buluşurlar ve Seamus derhal, "Lahana sever misin sen?" diye girişir.
"Ne? Hayır," der kız şaşırarak. "Kardeşin var mı?"
"Yok." "Peki, bir kardeşin olsaydı lahana sever miydi?"
İşte felsefe budur. S.130

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder