Öne Çıkan Yayın

19 Aralık 2018 Çarşamba

Altını Çizdiklerim-- Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar (Stefan Zweig)



Zweig'in Dünya Fikir Mimarları serisinden,

“Pek çok açıdan birbirinden farklı üç yazarın, Casanova, Stendhal ve Tolstoy'un hikayesini anlatıyor; bu üç ayrıksı ismin yaşamlarına, biyografik, duygusal, felsefi ve insani bir sondaj yapıyor. İlk bakışta Casanova gibi rahat, ahlak kurallarına uymayan bir çapkınla, yaptığı ve yapmadığı her davranışın kökenini kendi Ben'inde arayan bir yazar olan Stendhal ve ahlak savunucusu, gerçek bir sanatçı olan Tolstoy'un yaşam öykülerini aynı kitapta bulmak okuru şaşırtsa da, Zweig bu üç ismi "Kendi Ben'lerinin dünyasını evrene açmayı, sanatlarının en önemli görevi olarak görmüş olmak" ortak paydasında buluşturuyor.

Türkçeye ilk kez orjinal dili Almanca'dan çevrilmiş olan Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar'da, okuru, bu üç önemli ismin içine doğdukları coğrafya ve çağın portresinin yanı sıra, Zweig'in bütün eserlerine hakim olan derin bir edebiyat ve felsefe tadı bekliyor.”

CASANOVA

v  Kleist için söylediklerini, kendisi için de tekrarlamak mümkündür: -Goethe gibi güçlü ve hayatın efendisi olan kişilerin yanında, bazen, ölmeyi beceren ve ölümden, zamanı aşan bir şiir yaratabilen biri de bulunmalıdır. S. 14

v  -Bu kadın, senin tek şansının, insanların budalalığı olduğunu biliyor mu?- (Casanova'dan, kağıt oyununda hile yapan Croce'ye) s.42

v  Carpe diem, (Latin şairi Horatius'un -Hayat kısadır, ondan yararlanmaya bakalım- anlamına gelen sözleri.) s.61

v  Ancak gagasıyla ve tırnaklarıyla eşeleyerek en iyi olan şeyi arayıp bulmak, işte bütün bilgelik buradadır; insan yalnız kendisi için filozof olmalı, insanlık için değil; ve bu da, Casanova için güçlü olmak, açgözlü olmak, ahlaki bir rahatsızlık duymamak ve bir saat sonrasını bile düşünmeden dalgaların oyunu içerisinde, geçmekte olan anı hızla yakalamak ve sonuna kadar tüketmek anlamına gelir. S. 65

v  Böylece Casanova, aşkı, duygusal aşıkların çıkartmış olduğu yüksekliklerden ve gökyüzünden alarak insanların arasına indirmiştir: Cesareti ve zevk duyma isteği olan herkes, her kadında aşkı bulabilir ve Rousseau'nun, Fransızlar için aşkta duygusallığı, Werther'in ise Almanlar için tutkuda hüznü icat ettiği bir sırada, Casanova, coşkulu hayatı ile, dünyanın yükünü azaltmak için her zaman gerekli olan en iyi, en uygun araç olarak -paien- aşkın verdiği huzuru ve rahatlığı göklere çıkarmıştır. S. 100

v  Yaşlanmak, onun için, yeni bir döneme geçmek değil, hiçliğe ulaşmaktır; acımasız bir alacaklı gibi davranan hayat, şiddetli duyularla çok erken ve çok çabuk harcanmış olan şeyleri faiziyle birlikte geri ister. S. 103


STENDHAL

v  -Çirkinsin, ama anlamlı bir yüzün var.- (Gagnon dayıdan, genç Henri Beyle'e) s. 139

v  -Arrigo Beyle, Milanolu, visse, scrisse, amo- (yaşadı, yazdı, sevdi). S. 169

v  Hepimiz kendimize itiraf etmek istediğimizden çok daha büyük ölçüde --ve bilinçdışı olarak-- başkalarının etkisi altında kalırız: Çağımızın havası ciğerlerimizin, hatta kalbimizin en derin katlarına kadar girer, yargılarımız ve görüşlerimiz, onlarla birlikte var olan bir sürü başka görüş biçimi ile sürtüşürler, onların etkisiyle, fark edilemeyecek şekilde aşınırlar ya da körelirler; kamuoyunun telkinleri, tıpkı radyo-elektrik dalgaları gibi, görülmeksizin, atmosferi katederler; demek ki, insanın tabii tepkisi kişiliğini gerçekleştirmek değil, kendi görüşünü, içerisinde yaşamış olduğu çağın görüşüne uydurmak, büyük çoğunluğun duygusu önünde eğilmek, onunla uzlaşmak, ona teslim olmaktır. Eğer insanların ezici bir çoğunluğu bu derece hareketsiz bir uyumluluk göstermeseydi, milyonlarca insan içgüdüsüyle ya da tembellik yüzünden kendi fikirlerinden, kişisel görüşlerinden vazgeçmeseydi, şu dev makine çoktan durmuş olurdu. Demek ki, kendi iradesini, milyonlarca atmosferin manevi baskısına karşı koyabilmek için, insanın özel bir güce, başkaldırabilecek bir cesarete sahip olması gerekir ve ne kadar az insanda vardır bu! Hatta üstün bir enerjiye de sahip olmak gerekir. Bir insan, orijinalliğini savunabilmek için eşine çok az rastlanan ve iyice geliştirilmiş birtakım güçleri kendinde toplamış olmalıdır: Dünya hakkında güvenilir bir bilgi, çarçabuk kavrayan bir zeka, mezhepleri ve partileri şiddetle küçümseme, pervasız ve ahlak-dışı bir kayıtsızlık ve her şeyden önce de cesaret, üç kat cesaret, sarsılmaz ve sağlam bir cesaret, kendi görüşüne sahip olma cesareti. Tıpkı birçok yarışmaya girmiş, usta ve kurnaz bir eskrimci gibi kendi benliğinin savunmasında korkusuz ve kusursuz bir şövalye olan Stendhal, herkesten daha ben'ci --bütün ben'cilerden daha ben'ci-- olan bu adam, bu cesarete sahipti. S. 183
TOLSTOY 

v  Gelecek kuşaklar yalnızca kendi çağlarının bir kenara ittiği insanlara büyük bir istekle atılırlar ve ruhun en küçük, en ince titreşimleri, zaman içerisinde en uzun dalgaların oluşumuna yol açarlar. S.226

v  Çağımızın bir insanda görmüş olduğu en keskin ve ruhun dünyasına en fazla girebilmiş bir bakıştır onunkisi. Sözle anlatılması mümkün olmayan bir şeye karşı bu derece büyük bir güçle savaş açan birine hiçbir zaman rastlanmamıştır; kaderin insanoğlunun önüne koyduğu probleme, kendi kaderini sorgulayan insanlığın problemine hiç kimse bu derece kararlı bir şekilde karşı koymamıştır. S. 229

v  -Ölümden korkmak iyi değildir; ölümü istemek de iyi değildir. İnsan terazinin kolunu öyle ayarlamalı ki, ibre hep dikey dursun ve iki kefeden biri ağır basmasın. İyi yaşamanın en iyi şartları bunlardır. S. 254

v  -Yaratmanın verdiği zevkten başka gerçek bir zevk yoktur. İster kalem yapılsın, isterse çizme, ekmek veya çocuk, yaratma olmadan gerçek bir zevk duymaya imkan yoktur; yaratmanın dışında, hiçbir zevk yoktur ki, endişeyle, acıyla, vicdan azabı ve utançla karışmamış olsun.- (Tolstoy'un mektubu) s. 255

v  Çünkü, nasıl ki, daha soğuklar başlamadan çok önce, hayvanların bedeni birdenbire sıcacık bir kış kürkü ile kaplanıyorsa, yaşlılığın gelmek üzere olduğunu bildiren ilk belirtilerde de, en yüksek nokta aşılır aşılmaz, insan ruhu yeni bir koruyucu kılığa bürünür, manevi bir giysiyle, koruyucu bir kılıfla örtülür: Akşam vaktinde güneşin ışığının yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir sırada üşüyüp de donmasın diye... s. 292

v  -Düşünceye karşı zora başvurmak, güneşi balçıkla sıvamaya benzer: Güneşin ışıklarını neyle örtmeye çalışırsak çalışalım, her zaman üste çıkacaklardır. S. 305

v  Tolstoy da, kendi bunalımının bencil korku çığlığını şiddetlendiriyor: -Halim ne olacak?- çığlığı çok daha güçlenerek -Halimiz ne olacak?- haline geliyor. Kendi inatçı ruhunu ikna edemediği için, başkalarını ikna etmek istiyor. Kendini değiştiremediği için, insanlığı değiştirmeye çalışıyor. Bütün çağlarda bütün dinler böyle doğmuştur; s. 309

v  Mülkiyeti elde edebilmek için olduğu kadar, sahip olunan şeyleri arttırmak ve onları savunmak için de şiddet zorunludur. Bunun içindir ki, mülkiyet, kendini korusun diye, Devleti yaratmış, Devlet de, kendi varlığını güvenlik altına almak için, laik gücün organize şekillerini, orduyu, adaleti, -yalnızca mülkiyeti korumaya yarayan bütün bu baskı sistemlerini- yaratmıştır; kendini Devlete bağımlı kılan ve onu tanıyan bir insan, ruhunu bu kuvvet ilkesine teslim etmiş demektir. S. 312

v  -Zaferi kazanan parti hangisi olursa olsun, otoritesini devam ettirebilmek için yalnızca bugün için geçerli olan şiddet yollarına başvurmakla kalmayacak, yenilerini de icat etmek zorunda kalacaktır-). S. 314

v  Ruslarda, düşünür, şair ve eylem adamı, biz Avrupalılar gibi ılımlı düzeltmelere, yumuşak önlemlere başvurmaz; tersine, problemlere, kocaman baltasını sallayan oduncuların şiddetiyle ve tehlikeli deneyimlerin vermiş olduğu bir cesaretle saldırır. S. 315

v  Tolstoy'un ciddiliği ve ağırbaşlılığı, bizim kuşağın vicdanını eşi benzeri görülmemiş derecede derinleştirmiştir; oysa insanın ruhunu çökerten teorileri, yaşama sevincine yapılan görülmemiş bir suikasttir; kültürümüzü yeniden canlandırılması mümkün olmayacak ilkel bir Hıristiyanlığa kadar geri götürmek isteyen münzevi bir keşişin eğilimini dile getirmektedir ve artık Hıristiyan olmayan, dolayısıyla Hıristiyanlığı aşmış olan bir ruhun hayal ürünüdür. S. 324

v  Öbür dünyadaki mutluluğumuz için, bugünkü hayatımızın göz kamaştırıcı zenginliğini, ne idiği belirsiz, dar ve sınırlı bir basitlikle değiş-tokuş etmek istemiyoruz. İlkel olmaktansa -günahkar olmayı, budala olup İncil'in istediği gibi namuslu ve dürüst olmaktansa tutkulu olmayı tercih ediyoruz. Bunun içindir ki, Avrupa, Tolstoy'un sosyolojik teoriler yığınını edebiyatla ilgili eski belgelerin bulunduğu dolaba tıkıvermiştir. Çünkü en yüksek dini şekliyle bile, hatta bu derece büyük bir deha tarafından sunulmuş olsa bile, gerileme ve gericilik hiçbir zaman yaratıcı olamaz ve tek bir insanın ruhundaki kargaşadan doğan şey, hiçbir zaman evrensel ruhtaki kargaşalığı çözemez. Bir kere daha ve kesin olarak tekrarlayalım: Çağımızın en güçlü tenkitçisi olan Tolstoy, tenkitleriyle açmış olduğu tarlaya, Avrupa'nın geleceği için tek bir tohum bile ekememiştir ve bu bakımdan tam bir Rustur o, kendi ırkının ve kendi soyunun dehasıdır. S. 325

v  Elle tutulabilen, gözle görülebilen gerçeğimizin bir parçacığını, bir -taneciğini- bile bırakmak istemiyoruz, hele bizi steplere ve düşünce bakımından zayıflamaya --ahmaklığa-- götürecek, geriletecek ve ruhumuzu çökertecek bir sistem için hiçbir şeyimizden vazgeçmek istemiyoruz. S. 325

v  Tolstoy da, Dostoyevski de, önlerinde bir uçurum gibi açılan nihilizmden duydukları korkudan kurtulabilmek için, ilkel bir endişeyle, dini bir cevaba sarılmışlardır; her ikisi de, kendi içlerindeki uçurumun dibine düşmemek için, Hıristiyanlığın haçına bir köle gibi sımsıkı tutunmuşlardır; ve Nietzsche'nin yıldırımının eski korkuların yarattığı bütün tanrıları parça parça ederek havayı temizlediği ve Avrupalının eline, kutsal bir çekiç gibi, kendi gücüne ve hürlüğüne olan inancı tutuşturduğu bir sırada, Tolstoy ve Dostoyevski, Rus dünyasını bulutlarla örtmüşlerdir. S. 326

v  Akıl almaz bir görünüm: Kendi vatanlarının en güçlü düşünürleri olan Tolstoy ve Dostoyevski, her ikisi de, birdenbire korkuya kapılmışlardır; her ikisi de esrarlı bir ürpertiyle eserlerinde aynı haç'ı, Rus haç'ını, havaya kaldırmışlar, her ikisi de İsa'yı --farklı bir İsa'yı-- çöken bir dünyaya yardım edecek bir Koruyucu ve Kurtarıcı olarak imdada çağırmışlardır. S. 326

v  Ama belki de bu andan itibaren Tolstoy, doktrininin, gerçeğin karşısında boş ve yararsız olduğunu, bir duman gibi dağılıp gideceğini, vahşi ve gürültülü tutkunun, insanlar arasında, kardeşçe bir iyilikten her zaman daha güçlü olacağını anlamıştı. S. 329

v  -Felsefe üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.- (Tolstoy, Günlüğünden, 1847) s. 329

v  -İnsan öldü, ama dünya karşısında takınmış olduğu tavır insanları etkilemeye devam ediyor ve yalnızca hayatta olduğu zamanki gibi de değil, daha da büyük bir güçle; ve sağlığında ne derece akıllı ve sevgiyle dolu idiyse, etkisi de o kadar fazla oluyor ve her canlı şey gibi durmadan, sonsuza dek gelişiyor. (Tolstoy'un mektubu) s. 371

v  Çünkü insanlık, uçup giden zamanın içerisinde, her zaman, ebediliği arayan ahlak duygusunun simgesi haline getirebileceği bir örnek, bir sembol bulmaya çalışır ve kendi gücünü kanıtlamak için de kalabalığın içerisinden hepsinden daha güçlü olan birini seçer. İradesini, ancak çaba gösteren ve tutkuyla araştıran bir insanla birleştirir; bilimi ve gerçeği; ancak gerçeği arayan bir insanda bulabilir. S. 372

v  İçini çekiyor ve sevgili kağıtlarını tekrar çekmeceye gizliyor; para ile iş gören bir sekreter gibi, sessiz ve keyifsiz, felsefi incelemelerini yazmaya başlıyor, alnı kırış kırış ve çenesini öylesine eğmiş ki, beyaz sakalı da tıpkı kalemi gibi, hışırtılı bir şekilde kağıtların üzerinde gidip geliyor. S. 350

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder