Zweig'in Dünya
Fikir Mimarları serisinden,
“Pek
çok açıdan birbirinden farklı üç yazarın, Casanova, Stendhal ve Tolstoy'un
hikayesini anlatıyor; bu üç ayrıksı ismin yaşamlarına, biyografik, duygusal,
felsefi ve insani bir sondaj yapıyor. İlk bakışta Casanova gibi rahat, ahlak
kurallarına uymayan bir çapkınla, yaptığı ve yapmadığı her davranışın kökenini
kendi Ben'inde arayan bir yazar olan Stendhal ve ahlak savunucusu, gerçek bir
sanatçı olan Tolstoy'un yaşam öykülerini aynı kitapta bulmak okuru şaşırtsa da,
Zweig bu üç ismi "Kendi Ben'lerinin dünyasını evrene açmayı, sanatlarının
en önemli görevi olarak görmüş olmak" ortak paydasında buluşturuyor.
Türkçeye
ilk kez orjinal dili Almanca'dan çevrilmiş olan Kendi Hayatının Şiirini
Yazanlar'da, okuru, bu üç önemli ismin içine doğdukları coğrafya ve çağın
portresinin yanı sıra, Zweig'in bütün eserlerine hakim olan derin bir edebiyat
ve felsefe tadı bekliyor.”
CASANOVA
v Kleist
için söylediklerini, kendisi için de tekrarlamak mümkündür: -Goethe gibi güçlü
ve hayatın efendisi olan kişilerin yanında, bazen, ölmeyi beceren ve ölümden,
zamanı aşan bir şiir yaratabilen biri de bulunmalıdır. S. 14
v -Bu
kadın, senin tek şansının, insanların budalalığı olduğunu biliyor mu?-
(Casanova'dan, kağıt oyununda hile yapan Croce'ye) s.42
v Carpe
diem, (Latin şairi Horatius'un -Hayat kısadır, ondan yararlanmaya bakalım-
anlamına gelen sözleri.) s.61
v Ancak
gagasıyla ve tırnaklarıyla eşeleyerek en iyi olan şeyi arayıp bulmak, işte
bütün bilgelik buradadır; insan yalnız kendisi için filozof olmalı, insanlık
için değil; ve bu da, Casanova için güçlü olmak, açgözlü olmak, ahlaki bir
rahatsızlık duymamak ve bir saat sonrasını bile düşünmeden dalgaların oyunu
içerisinde, geçmekte olan anı hızla yakalamak ve sonuna kadar tüketmek anlamına
gelir. S. 65
v Böylece
Casanova, aşkı, duygusal aşıkların çıkartmış olduğu yüksekliklerden ve
gökyüzünden alarak insanların arasına indirmiştir: Cesareti ve zevk duyma isteği
olan herkes, her kadında aşkı bulabilir ve Rousseau'nun, Fransızlar için aşkta
duygusallığı, Werther'in ise Almanlar için tutkuda hüznü icat ettiği bir
sırada, Casanova, coşkulu hayatı ile, dünyanın yükünü azaltmak için her zaman
gerekli olan en iyi, en uygun araç olarak -paien- aşkın verdiği huzuru ve
rahatlığı göklere çıkarmıştır. S. 100
v Yaşlanmak,
onun için, yeni bir döneme geçmek değil, hiçliğe ulaşmaktır; acımasız bir
alacaklı gibi davranan hayat, şiddetli duyularla çok erken ve çok çabuk
harcanmış olan şeyleri faiziyle birlikte geri ister. S. 103
STENDHAL
v -Çirkinsin,
ama anlamlı bir yüzün var.- (Gagnon dayıdan, genç Henri Beyle'e) s. 139
v -Arrigo
Beyle, Milanolu, visse, scrisse, amo- (yaşadı, yazdı, sevdi). S. 169
v Hepimiz
kendimize itiraf etmek istediğimizden çok daha büyük ölçüde --ve bilinçdışı
olarak-- başkalarının etkisi altında kalırız: Çağımızın havası ciğerlerimizin,
hatta kalbimizin en derin katlarına kadar girer, yargılarımız ve görüşlerimiz,
onlarla birlikte var olan bir sürü başka görüş biçimi ile sürtüşürler, onların
etkisiyle, fark edilemeyecek şekilde aşınırlar ya da körelirler; kamuoyunun
telkinleri, tıpkı radyo-elektrik dalgaları gibi, görülmeksizin, atmosferi
katederler; demek ki, insanın tabii tepkisi kişiliğini gerçekleştirmek değil,
kendi görüşünü, içerisinde yaşamış olduğu çağın görüşüne uydurmak, büyük
çoğunluğun duygusu önünde eğilmek, onunla uzlaşmak, ona teslim olmaktır. Eğer
insanların ezici bir çoğunluğu bu derece hareketsiz bir uyumluluk
göstermeseydi, milyonlarca insan içgüdüsüyle ya da tembellik yüzünden kendi
fikirlerinden, kişisel görüşlerinden vazgeçmeseydi, şu dev makine çoktan durmuş
olurdu. Demek ki, kendi iradesini, milyonlarca atmosferin manevi baskısına
karşı koyabilmek için, insanın özel bir güce, başkaldırabilecek bir cesarete
sahip olması gerekir ve ne kadar az insanda vardır bu! Hatta üstün bir enerjiye
de sahip olmak gerekir. Bir insan, orijinalliğini savunabilmek için eşine çok
az rastlanan ve iyice geliştirilmiş birtakım güçleri kendinde toplamış
olmalıdır: Dünya hakkında güvenilir bir bilgi, çarçabuk kavrayan bir zeka,
mezhepleri ve partileri şiddetle küçümseme, pervasız ve ahlak-dışı bir
kayıtsızlık ve her şeyden önce de cesaret, üç kat cesaret, sarsılmaz ve sağlam
bir cesaret, kendi görüşüne sahip olma cesareti. Tıpkı birçok yarışmaya girmiş,
usta ve kurnaz bir eskrimci gibi kendi benliğinin savunmasında korkusuz ve
kusursuz bir şövalye olan Stendhal, herkesten daha ben'ci --bütün ben'cilerden
daha ben'ci-- olan bu adam, bu cesarete sahipti. S. 183
TOLSTOY
v Gelecek
kuşaklar yalnızca kendi çağlarının bir kenara ittiği insanlara büyük bir
istekle atılırlar ve ruhun en küçük, en ince titreşimleri, zaman içerisinde en
uzun dalgaların oluşumuna yol açarlar. S.226
v Çağımızın
bir insanda görmüş olduğu en keskin ve ruhun dünyasına en fazla girebilmiş bir
bakıştır onunkisi. Sözle anlatılması mümkün olmayan bir şeye karşı bu derece
büyük bir güçle savaş açan birine hiçbir zaman rastlanmamıştır; kaderin
insanoğlunun önüne koyduğu probleme, kendi kaderini sorgulayan insanlığın problemine
hiç kimse bu derece kararlı bir şekilde karşı koymamıştır. S. 229
v -Ölümden
korkmak iyi değildir; ölümü istemek de iyi değildir. İnsan terazinin kolunu
öyle ayarlamalı ki, ibre hep dikey dursun ve iki kefeden biri ağır basmasın.
İyi yaşamanın en iyi şartları bunlardır. S. 254
v -Yaratmanın
verdiği zevkten başka gerçek bir zevk yoktur. İster kalem yapılsın, isterse
çizme, ekmek veya çocuk, yaratma olmadan gerçek bir zevk duymaya imkan yoktur;
yaratmanın dışında, hiçbir zevk yoktur ki, endişeyle, acıyla, vicdan azabı ve
utançla karışmamış olsun.- (Tolstoy'un mektubu) s. 255
v Çünkü,
nasıl ki, daha soğuklar başlamadan çok önce, hayvanların bedeni birdenbire
sıcacık bir kış kürkü ile kaplanıyorsa, yaşlılığın gelmek üzere olduğunu
bildiren ilk belirtilerde de, en yüksek nokta aşılır aşılmaz, insan ruhu yeni
bir koruyucu kılığa bürünür, manevi bir giysiyle, koruyucu bir kılıfla örtülür:
Akşam vaktinde güneşin ışığının yavaş yavaş çekilmeye başladığı bir sırada
üşüyüp de donmasın diye... s. 292
v -Düşünceye
karşı zora başvurmak, güneşi balçıkla sıvamaya benzer: Güneşin ışıklarını neyle
örtmeye çalışırsak çalışalım, her zaman üste çıkacaklardır. S. 305
v Tolstoy
da, kendi bunalımının bencil korku çığlığını şiddetlendiriyor: -Halim ne
olacak?- çığlığı çok daha güçlenerek -Halimiz ne olacak?- haline geliyor. Kendi
inatçı ruhunu ikna edemediği için, başkalarını ikna etmek istiyor. Kendini
değiştiremediği için, insanlığı değiştirmeye çalışıyor. Bütün çağlarda bütün
dinler böyle doğmuştur; s. 309
v Mülkiyeti
elde edebilmek için olduğu kadar, sahip olunan şeyleri arttırmak ve onları
savunmak için de şiddet zorunludur. Bunun içindir ki, mülkiyet, kendini korusun
diye, Devleti yaratmış, Devlet de, kendi varlığını güvenlik altına almak için,
laik gücün organize şekillerini, orduyu, adaleti, -yalnızca mülkiyeti korumaya
yarayan bütün bu baskı sistemlerini- yaratmıştır; kendini Devlete bağımlı kılan
ve onu tanıyan bir insan, ruhunu bu kuvvet ilkesine teslim etmiş demektir. S.
312
v -Zaferi
kazanan parti hangisi olursa olsun, otoritesini devam ettirebilmek için
yalnızca bugün için geçerli olan şiddet yollarına başvurmakla kalmayacak,
yenilerini de icat etmek zorunda kalacaktır-). S. 314
v Ruslarda,
düşünür, şair ve eylem adamı, biz Avrupalılar gibi ılımlı düzeltmelere, yumuşak
önlemlere başvurmaz; tersine, problemlere, kocaman baltasını sallayan
oduncuların şiddetiyle ve tehlikeli deneyimlerin vermiş olduğu bir cesaretle
saldırır. S. 315
v Tolstoy'un
ciddiliği ve ağırbaşlılığı, bizim kuşağın vicdanını eşi benzeri görülmemiş
derecede derinleştirmiştir; oysa insanın ruhunu çökerten teorileri, yaşama
sevincine yapılan görülmemiş bir suikasttir; kültürümüzü yeniden
canlandırılması mümkün olmayacak ilkel bir Hıristiyanlığa kadar geri götürmek
isteyen münzevi bir keşişin eğilimini dile getirmektedir ve artık Hıristiyan
olmayan, dolayısıyla Hıristiyanlığı aşmış olan bir ruhun hayal ürünüdür. S. 324
v Öbür
dünyadaki mutluluğumuz için, bugünkü hayatımızın göz kamaştırıcı zenginliğini,
ne idiği belirsiz, dar ve sınırlı bir basitlikle değiş-tokuş etmek istemiyoruz.
İlkel olmaktansa -günahkar olmayı, budala olup İncil'in istediği gibi namuslu
ve dürüst olmaktansa tutkulu olmayı tercih ediyoruz. Bunun içindir ki, Avrupa,
Tolstoy'un sosyolojik teoriler yığınını edebiyatla ilgili eski belgelerin
bulunduğu dolaba tıkıvermiştir. Çünkü en yüksek dini şekliyle bile, hatta bu
derece büyük bir deha tarafından sunulmuş olsa bile, gerileme ve gericilik
hiçbir zaman yaratıcı olamaz ve tek bir insanın ruhundaki kargaşadan doğan şey,
hiçbir zaman evrensel ruhtaki kargaşalığı çözemez. Bir kere daha ve kesin
olarak tekrarlayalım: Çağımızın en güçlü tenkitçisi olan Tolstoy, tenkitleriyle
açmış olduğu tarlaya, Avrupa'nın geleceği için tek bir tohum bile ekememiştir
ve bu bakımdan tam bir Rustur o, kendi ırkının ve kendi soyunun dehasıdır. S.
325
v Elle
tutulabilen, gözle görülebilen gerçeğimizin bir parçacığını, bir -taneciğini-
bile bırakmak istemiyoruz, hele bizi steplere ve düşünce bakımından zayıflamaya
--ahmaklığa-- götürecek, geriletecek ve ruhumuzu çökertecek bir sistem için
hiçbir şeyimizden vazgeçmek istemiyoruz. S. 325
v Tolstoy
da, Dostoyevski de, önlerinde bir uçurum gibi açılan nihilizmden duydukları
korkudan kurtulabilmek için, ilkel bir endişeyle, dini bir cevaba
sarılmışlardır; her ikisi de, kendi içlerindeki uçurumun dibine düşmemek için,
Hıristiyanlığın haçına bir köle gibi sımsıkı tutunmuşlardır; ve Nietzsche'nin
yıldırımının eski korkuların yarattığı bütün tanrıları parça parça ederek
havayı temizlediği ve Avrupalının eline, kutsal bir çekiç gibi, kendi gücüne ve
hürlüğüne olan inancı tutuşturduğu bir sırada, Tolstoy ve Dostoyevski, Rus
dünyasını bulutlarla örtmüşlerdir. S. 326
v Akıl
almaz bir görünüm: Kendi vatanlarının en güçlü düşünürleri olan Tolstoy ve
Dostoyevski, her ikisi de, birdenbire korkuya kapılmışlardır; her ikisi de
esrarlı bir ürpertiyle eserlerinde aynı haç'ı, Rus haç'ını, havaya
kaldırmışlar, her ikisi de İsa'yı --farklı bir İsa'yı-- çöken bir dünyaya
yardım edecek bir Koruyucu ve Kurtarıcı olarak imdada çağırmışlardır. S. 326
v Ama
belki de bu andan itibaren Tolstoy, doktrininin, gerçeğin karşısında boş ve
yararsız olduğunu, bir duman gibi dağılıp gideceğini, vahşi ve gürültülü
tutkunun, insanlar arasında, kardeşçe bir iyilikten her zaman daha güçlü
olacağını anlamıştı. S. 329
v -Felsefe
üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.-
(Tolstoy, Günlüğünden, 1847) s. 329
v -İnsan
öldü, ama dünya karşısında takınmış olduğu tavır insanları etkilemeye devam
ediyor ve yalnızca hayatta olduğu zamanki gibi de değil, daha da büyük bir
güçle; ve sağlığında ne derece akıllı ve sevgiyle dolu idiyse, etkisi de o
kadar fazla oluyor ve her canlı şey gibi durmadan, sonsuza dek gelişiyor.
(Tolstoy'un mektubu) s. 371
v Çünkü
insanlık, uçup giden zamanın içerisinde, her zaman, ebediliği arayan ahlak
duygusunun simgesi haline getirebileceği bir örnek, bir sembol bulmaya çalışır
ve kendi gücünü kanıtlamak için de kalabalığın içerisinden hepsinden daha güçlü
olan birini seçer. İradesini, ancak çaba gösteren ve tutkuyla araştıran bir
insanla birleştirir; bilimi ve gerçeği; ancak gerçeği arayan bir insanda
bulabilir. S. 372
v İçini
çekiyor ve sevgili kağıtlarını tekrar çekmeceye gizliyor; para ile iş gören bir
sekreter gibi, sessiz ve keyifsiz, felsefi incelemelerini yazmaya başlıyor,
alnı kırış kırış ve çenesini öylesine eğmiş ki, beyaz sakalı da tıpkı kalemi
gibi, hışırtılı bir şekilde kağıtların üzerinde gidip geliyor. S. 350

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder